Üstad semalarda, meleklerle şeytanların mübarezelerinden bahsediyor. İnsanların nefis, şeytan ve kötü insanlarla mübarezesinde amaç insanın tekemmülüdür. Terakki ve tekemmülü söz konusu olmayan melek ve şeytanların mübarezesinin hikmeti ne olabilir?


Kur’an nazil olmadan önce kahinler, cinler vasıtası ile semadan yarım yamalak haberler alıp, gaybi bazı hadiseleri önceden haber verebiliyorlarmış. Kur’an nazil olmaya başlayınca bu yol cinlere kapatılmıştır. Yani eskisi gibi cinler, nurani ve şeffaf vücutlarına güvenip sema dairesine çıkamıyorlar. Dolayısı ile sema dairesine  bahsi gelen kader levhalarının haberlerine de vakıf olamıyorlar. Böylece sema tarafı büyük bir güvence altına alınıyor.

Semanın güvence altına alınmasının sebebi Kur’an’ın semadan nazil olmasıdır. Böylece Kur’an hakkında en ufak bir şaibe ve şek kalmamış oluyor. Yani "Acaba Hazreti Muhammed (asm)’i -haşa- cinler mi aldatıyor ya da ona gelen vahyin içine cinlerin yalan yanlış haberleri karışıyor mu?", şüphesi bertaraf  edilmiş oluyor.

Tabi cinlerin bu kulak hırsızlığı sema aleminin merkezi ve başkenti konumunda olan mele-i ala denilen meleklerin müzakere meclisinde değil, sema aleminin tabiri yerinde ise taşraları hükmünde olan köşe ve bucaklarındaki mevkileridir.

Genelkurmay karargahında alınan kararlar nasıl sınır karakollarına tebliğ ediliyor ise, aynı şekilde mele-i alada alınan kararlar da semanın sınır karakolları hükmünde olan yerlerine tebliğ ediliyor. İşte cinlerin kulak hırsızlığı yaptığı yerler semanın bu sınırlarıdır, yoksa semanın merkezi hükmünde olan mele-i ala değildir.  

Cinlerin gaybı bilmesi mutlak gaybı bilmek değil, emareleri çıkmış, artık sema dairesinde tezahür etmiş bir gaybı bilmek şeklindedir. Yoksa mutlak gaybı Allah’tan başka kimse kendi başına bilemez, ancak Allah bildirir ise bilinebilir.

Semanın sınır karakollarındaki haberler insana gaybi olduğu için, cinlerin ve cinler ile meşgul olan kahinlerin insanlar arasında az da olsa bu hususta bir imtiyazları oluyor.

 Lakin insanlar içinde nasıl hayır ve şer, hayırlılar ve şerliler beraber bulunur. Birbirleri ile mücadele ve mübareze (çarpışma) içindedirler. Aynı şekilde imtihan dünyasının bir parçası olan cinler içinde de hayır ve şer, hayırlılar ve şerirler mücadele ve mübareze içindedirler.

Meleklerin cinni şeytanlarla mübarezesi tekemmül etmek için değil, hem semayı güvence altına almak, hem de hayrın şerre olan doğal düşmanlığıdır diyebiliriz.