"Tecdid-i biat , memuriyetini kabul ve getirdiğin kanunlarına itaat ve evâmirine teslim ve taarruzumuzdan selâmet" kelimelerinin "selam" lafzıyla münasebetini izah eder misiniz?


"Bir adam yeni bir menzile girdiği zaman menzildeki zatlara selâm ettiği gibi, 'Binler selâm sana, yâ Resulallah.' demeye bir arzuyu içimde coşar buldum. Güya bütün ins ve cinnin adedince selâm ediyorum. Yani, sana tecdid-i biat edip, memuriyetini kabul ve getirdiğin kanunlarına itaat ve evâmirine teslim ve taarruzumuzdan selâmet bulacağını selâmla ifade edip, benim dünyamın eczaları ve zîşuur mahlûkları olan umum cin ve insi konuşturup, herbirerlerinin namına bir selâmı, mezkûr mânâlarla takdim ettim."(1)

Peygamber Efendimize (asm) salat ve selam getirmek Kur’ân'da da zikredilmiş kuvvetli bir sünnettir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyurulur:

"Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salat (rahmet ve sena) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selâm verin."(Ahzab, 33/56)

Salat ve selamın içinde zımni olarak tecdid-i biat, yani Hazreti Peygambere (asm) olan imanımızı yenileme ve tazeleme de bulunuyor. Yani salat ve selam hem bir dua hem de imanı tazeleme mahiyetindedir. “Yani, sana tecdid-i biat edip, memuriyetini kabul ve getirdiğin kanunlarına itaat ve evâmirine teslim ve taarruzumuzdan selâmet bulacağını selâmla ifade edip,” ifadeleri de bu manaya geliyor.

Ayrıca salavat ve selamla müminler Hz. Peygamber (asm)’e karşı vazifelerini daha sık hatırlamakta, onun emirleriyle irtibata geçme ve ona olan sevgilerini artırma vesilesi bulmaktadırlar.

"Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillâhirrahmânirrahîmdir. Ve en kolay bir anahtarı da salâvattır." (14. Lem’a)

Allah Resulü (asm.) hem rahmet hazinesinin en değerli pırlantası hem ahsen-i takvim manasını en ileri mertebesiyle gösteren en kıymetli cevheri hem de o rahmet hazinesine girmek ve o lütuflara mazhar olmak isteyenlere rehberlik etmek üzere Allah’ın tayin ettiği vazifeli memurudur. Ona uğramadan o hazineye girilemez.

Rahmete ermenin anahtarı besmeledir, yani Allah namına hareket etmek, her işini O’ndan yardım dileyerek, O’nun tayin ettiği esaslara uyarak yapmaya çalışmaktır. Bize bu konuda rehberlik eden Allah Elçisinin (asm.) izinden gitmek ve ona rahmet duasında bulunmaktır.

Allah kâinatı ve bütün mahlûkatı Habib-i Ekrem Efendimizin yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. Allah katında böyle ağırlığı ve değeri olan bir peygamberi vesile ederek yapılan dua ve talep elbette makbul olmak gerekir. Yani Allah’ın rahmet kapısını Allah Resulü’nün (asm.) ismi ve şefaati ile çalmak en sağlam yoldur. Bunun en güzel vesilesi de duadan önce ve sonra salâvat getirmektir. Zira “İki makbul dua arasında yapılan dua, kabul olur” denilmiştir.

"Umum ümmetin Rahmeten-lil-Âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında hadsiz bir kesretle rahmet manasıyla salavat getirmeleri, rahmet ne kadar kıymetdar bir hediye-i İlâhîye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu, parlak bir surette isbat eder." (14. Lem’a)

Salâvatın özü rahmetle ilgilidir. "Salavatullah" Allah'ın rahmet ve inayetiyle, kusur ve günahları af ve mağfiret etmesi manasına geliyor. İnsanlık Allah’ın af ve rahmet kapısını en güzel bir şekilde salâvat ile çalar. Bu yüzden, salâvat ile rahmet arasında çok sıkı bir ilişki vardır.

Müslümanlar Resul-i Ekrem Efendimize (asm) salavat getirmekle, bir bakıma, ona kendilerini temsil hakkı vermektedir. O da kendisine getirilen salâvatlardan aldığı manevî kuvvetini ve hakkını mahşer günü ümmetine karşı gösterecek ve inşaallah onların affına vesile olacaktır. Zaten şefaatin de salâvatın da asıl gayesi, İlâhî rahmeti celp edip affa mazhar olmaktır.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a.