"Her an Allah'ın kudretinin taallukatından yeni bir kâinat vücuda gelmektedir, demek her an yeni bir kâinat yaratılıyor." şeklindeki ifade doğru mudur?


Kayyumiyet sırrınca, Allah’ın mutlak iradesi ve sonsuz kudreti kâinatın her yerinde ve her an tecelli etmektedir. Bu iki sıfat kâinattan bir an elini çekse, her şey mahv ve helak olur. Bu noktadan değerlendirirsek, kâinat her an icad ediliyor, diyebiliriz.  

Lakin her an icad olunmayı, eşyanın yok edilip, yerine yenisinin getirilmesi şeklinde anlıyor isek, bu yanlıştır. Zira kâinatta demirbaş diye ifade edebileceğimiz sabit ve değişmeyen şeyler olduğu gibi, her an değişen ve tazelenen şeyler de vardır. Mesela zerreler, ruh ve cevherî maddeler kâinatın sabit ve değişmeyen, ama İlahî kudret ile ayakta duran şeylerdir. Bir de her an değişen ve tazelenen ârazlar vardır. Bu ârazlar her an değişip tazeleniyor, dememizde bir mahsur yoktur.

Mesela insanın bedeni ârazdır; her altı ayda bir tazelenir. Altmış yıllık bir ömürde yüz yirmi defa elbise değiştirir gibi vücut değiştirir. Ama insanın ruhu cevher olduğu için, değişmez, başkalaşmaz ve daima sabittir, sadece tekemmül edip olgunlaşır.

Zerreler demirbaş olarak bir defa yaratılıp daha sonraki yaratmalar bu mevcut zerreler üzerinden yaratılmaktadır. 

Cenâb-ı Hakk’ın ibda ve inşa olmak üzere iki şekilde yaratması vardır. 

İbda: Allah’ın eşyayı ve mevcudatı benzersiz ve modelsiz bir şekilde hiçten ve yoktan var etmesine denir. Allah’tan başka hiçbir şeyin olmadığı bir hengâmda yarattığı ilk varlık ya da varlıklar buna misaldir. Aynı zamanda varlık içinde ilk kez vücuda gelmiş sıfat ve ârazların da vücuda çıkması buna misaldir.

Mesela bir insan suretinin ana hatları, bedenindeki âza ve organları bir kalıp ve model olarak öncekilere ve sonrakilere benzer. Dolayısı ile ana hatları ile insanın yaratılışı ibda değil, inşadır. Ama insanlara hiç benzemeyen, kendine mahsus hususiyetleri, sesi, kokusu ve parmak izi itibari ile insan ibdadır. Yani benzersiz ve modelsiz olarak hiçten ve yoktan yaratılıyor. Bu bakımdan, ibda tarzı yaratmak hâlihazırda sürekli olarak devam ediyor. İlk varlıkların yaratılması ile bitmiş bir yaratma şekli değildir.

İbda, yani varlığın zerratının yaratılması (cevher) bir defaya mahsus olarak tahakkuk etmiştir. Ancak o maddeden, yani zerrattan yaratılan bütün varlıkların sıfatları ve şekilleri, Üstad'ın ifadesi ile zerratından başka her şeyi yeniden yaratılıyor. Dolayısı ile bu açıdan ibda da devam ediyor demektir. İnşa ise sürekli bir yaratma şeklidir ve vakidir.

İbda’da her şeyin yoktan yaratıldığı açıktır. Ne melekler, ne ruhlar, ne arş, ne kürsi, ne levh-i mahfuz, ne âlem-i misâl bir başka şeyin terbiye edilmesiyle yaratılmış değillerdir. Her şey sonradan yaratıldığına göre, her mahlûk yoktan yaratılmış demektir.

İnşa’da ise, bu hikmet dünyasının bir muktezası olarak, önce her şeyin asılları yine yoktan yaratılmışlar, ama onlar terbiye görerek, tekâmül kanununa tâbi kılınmışlar ve zaman içinde kademeli olarak terakki ettirilmişlerdir. Kâinatın altı günde yani altı devrede yaratılması, insan nutfesinin dokuz ayda çocuk haline gelmesi bunun misallerindendir.

Mesela bu sene yaratılan bir elma ile önceki senelerde yaratılan elma aynı değildir. Burada misliyet vardır, ayniyet yoktur. Yani her iki elma şeklen birbirine benzese de asla aynı değillerdir. Öyle ise baharda icat edilen bütün bitkiler, haşerat ve sair canlılar hiçten ve yoktan yaratılıyorlar. Belki bu bitki ve hayvanların esas maddeleri olan atomları terkip ve inşa şeklinde toplanarak yaratılıyorlar, ama onların şahsiyet ve sıfatları tamamı ile yoktan var ediliyorlar.

İnşa: Var olan mevcudattan yeni varlıkların ve eşyanın yaratılması demektir. Mesela topraktan bitkilerin, bitkilerden de meyvelerin yaratılması buna misaldir. Kâinatta sürekli icra edilen yaratma şekli inşadır ve her inşa ile birlikte sıfat ve şekil olarak ibda da söz konusudur. Madem Allah her şeyi bir kez ve benzersiz yaratıyor, öyle ise ibda ve inşa birlikte tahakkuk ediyor. İnşa maddî cihete bakarken, ibda ise şekil ve sıfat cihetine bakıyor.

Hâsılı, hem ibda’ın hem de inşa’nın her bahar mevsiminde milyonlarca misallerini görüyoruz.