"Şeriatın bazı ahkâmı, meselâ valilerin vazifelerine taallûku var..." cümlesini izah eder misiniz?


"S - Şeriatın bazı ahkâmı, meselâ valilerin vazifelerine taallûku var."

"C - Bundan sonra bizzarure hilâfeti temsil eden Meşîhat-ı İslâmiye ve Diyanet dairesi, hem âli, hem mukaddes, hem ayrı, hem nezzâre olacaktır. Şimdi hâkim, şahıs değil, efkâr-ı âmme olduğu için, onun nev'inden şahs-ı mânevî bir fetvâ emîni ister."(1) 

Meşrutiyet; milletin oyları ile seçilmiş bir meclisin, devleti tedbir ve idare etmesidir. Hükümet ise, bu meclisin görevlendirmesi ile milletin işlerini ve hizmetlerini gören bir hizmetkardır. Şimdilerdeki gibi millete tepeden bakan, efendilik taslayan bir tekebbür vasıtası değildir. Meşrutiyet ve sistem düzgün ve sağlam bir şekilde çalışırsa vali, kaymakam gibi idareciler efendi değil, maaşlı hizmetkar olurlar. İslam’a göre gayri müslim bir teba İslam ümmetine efendi ve reis olamaz, ama maaşlı bir hizmetkar olabilir. 

Farz edelim ki memurluk bir çeşit riyaset ve ağalıktır, yani yöneticilik ve idareciliktir. Gayri müslim vatandaşlardan üç bin adamı (rakam burada farazidir) bu memurlukta istihdam etsek, dünyanın her yerinde bulunan İslam milletinden üç yüz bin adamın riyasetine, yani yabancı devletlerde önemli görevlerde bulunmasına ve önemli memurluklara yükselmesine yol açmış oluruz ki, bire karşılık bin kazanmış oluruz. Yani dünyanın değişik yerlerine dağılmış olan Müslümanların bulundukları yerde terakki etmesine yardımcı olmuş oluruz.

Faraza sen memleketinde bulunan Alman kökenli vatandaşına iyi haklar verirsen, Alman hükümeti de senin oradaki dindaşlarına iyi haklar verir. Ekseri olarak Müslümanlar yabancı memleketlerde bulunduğu için, bizim az olan gayri müslim vatandaşlara iyi haklar vermemiz dışarıdaki dindaşlarımıza önemli bir yatırımdır. Üstad Hazretlerinin İslam’a uygun olan bu derin analizlerini sığ görüşleri ile idrak edemeyenler Ehl-i kitaba yönetimde ve reislikte haklar veriyor diye algılıyorlar.

"İslam diyarında riyaset ve idarenin kontrolü Müslümandan başkasına verilemez." hükmü ile "Müslüman riyasetinde zımmi sevk edilebilir.", hükmü farklı şeylerdir. Nitekim Maliki mezhebinde zımmilerin devlet dairesinde amir olarak değil, memur olarak vazife yapmasında bir sakınca yoktur.

Ayrıca Ehl-i kitap olanlar İslam'da zımmi hukuku ile İslam diyarında Müslümanlar ile beraber emniyet içinde yaşabilirler. Bu yüz yıllarca uygulana gelen ve İslamda hukuki kaynağı olan bir şeydir. Bu yaşama şeklinde Müslümanlar galip ve reis, Ehl-i kitap ise zımmi ve memurdur. Üstad Hazretlerinin hiçbir ibaresinde bu hükme aykırı bir taraf yoktur. Nitekim Osmanlıda birçok Ermeni, paşa ve zabit olarak görev almıştır.     

Özet olarak, devlet makamları özel değil tüzel kişilikler olduğu için, bu makamı işgal eden şahısların kimliğinin bir önemi kalmamıştır. Önemli olan o makamdaki nizamının işlettirilmesidir ki bu da liyakate bakar.

(1) bk. Münazarat.