"Hem de dörde kadar taaddüd-ü zevcat tabiata, akla, hikmete muvafık olmakla beraber; şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus taaddütte öyle şerait koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata..." İzah?


"Hem de dörde kadar taaddüd-ü zevcat tabiata, akla, hikmete muvafık olmakla beraber; şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus taaddütte öyle şerait koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz. Bazı noktada şer olsa da ehven-i şerdir. Ehven-i şer ise bir adalet-i izafiyedir. Heyhât! Âlemin her halinde hayr-ı mahz olamaz."(1) 

İnsanlık, İslam’dan önce çok eşliliği ifrata götürüp âdeta kadını bir mal gibi alınıp satılır hale getirmiş ve kadınların hakkına tecavüz eder bir şekle girmiş. Çok evlilik ve kadının saygınlığı konusunda İslam bu aşırılıkları giderip makul ve vasat bir şekle getirmiş. İslam, bazı dinsizlerin iddia ettiği gibi tek eşliliği dörde çıkarmamış, sayı sınırı olmayan ahlaksız tutumları dörde indirip sınırlama getirmiş. Akabinde peyderpey tek eşliliği tavsiye etmiştir.

İslam'da çok evlilik bir ruhsat olup, katiyetle bir emir ya da fazilet değildir. Yani bazı arızalı durumlarda neslin devamı ve korunması için verilmiş bir izindir, bir emir ya da zorunluluk söz konusu değildir.

İslami kaynaklarda çok evlilik değil tek evlilik teşvik ediliyor. Hatta çok evliliğin zorluğunu şu ayet çok net bir şekilde ifade ediyor:

"Ey kocalar! Bütün benliğinizle isteseniz dahi eşleriniz arasında tam adaleti sağlayamazsınız. Öyleyse bir tarafa büsbütün gönlünüzü kaptırıp da öbürünü kocasızmış gibi bir vaziyette bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, işlerinizi iyileştirir ve haksızlıktan sakınırsanız, unutmayın ki Allah gafurdur, rahîmdir." (Nisa, 4/129)

Tolerans ve mağfiret, mevcut hanımların hukukunu muhafaza etmek içindir; tek eşli olanları ikinci bir eşe davet etmiyor. 

Üstad Hazretleri burada çok evliliğe ruhsat veren İslam’ı tenkit eden Batı medeniyetine cevap veriyor. Yani onlara göre katiyetle çok evlilik olmaz, tek evlilik gerekli ve esastır. Hâl böyle iken zaruri durumlarda fuhşiyat ve zinayı normal addediyorlar. Bu ifadeye delil olarak Üstad: "Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kabil ve ayın yalnız yarısında kabil-i telâkkuh olan ve elli senede ye’se düşen bir kadın, ekserî vakitte tâ yüz seneye kadar kabil-i telkih bir erkeğe kâfi gelmediğinden, medeniyet pek çok fahişehâneleri kabul etmeye mecburdur."(2) cümlesini getiriyor. 

Hâlbuki İslam fuhşiyat ve zinaya geçit vermemek için ikinci veya üçüncü bir evliliğe ruhsat veriyor. O ruhsatta da öyle ağır şartlar getiriyor ki, herkes kendine güvenip bu yola giremez: "Bâhusus taaddütte öyle şerait koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz." 

Zaruret, ya neslin devam etmeme tehlikesidir ya da günah ve harama düşme riskidir. Yani bir kimse birinci eşinden neslini devam ettiremiyor ise, neslinin devam etmesi için ikinci bir evlilik yapabilir. Ya da kendini fuhşiyat ve haramlardan koruyamıyorsa, o zaman da çok evliliğe müsaade ediliyor ki, bu tarz insanlar toplumun çok az bir kesimini oluşturur. Toplumun geneli tek eşliliğe müsait ve eğilimlidir.

Evliliğin temeli neslin devamı ve haramlardan korunmaktır. Hem de tatlı bir aile kurmaktır. Yoksa sırf cinsellik ve kazay-ı şehvet için evlilik olmaz. Kadınları sadece şehvet metaı olarak görmek, çok çirkin bir bakış açısıdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Münazarat.
(2) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.