"Sekiz müstensihin birbirini görmeden yazdıkları nüshalarda, lafz-ı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kelimesi, öyle bir tarzda tevafuk etmeleri,.." On Dokuzuncu Mektup'un başındaki harikaların üçüncüsünü izah eder misiniz?


"Üçüncüsü: Acemi ve tevafuktan haberi yok ve bize de daha tevafuk tezahür etmeden evvel, onun ve başka sekiz müstensihin birbirini görmeden yazdıkları nüshalarda, lâfz-ı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kelimesi, bütün risalede ve lâfz-ı Kur'ân beşinci parçasında öyle bir tarzda tevafuk etmeleri göründü ki, zerre miktar insafı olan, tesadüfe vermez. Kim görmüşse kati hükmediyor ki, bu bir sırr-ı gaybidir, mucize-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir kerametidir."(1)

Risale-i Nurların Osmanlıca yazılışlarında; cümle ve kelimelerin kalıplarında ve dizilişlerinde harika bir muvazene ve ahenkli tevafuklar teşekkül ediyor. Bu tevafukların en çok da acemiler tarafından yazılması; keramete biraz daha kuvvet veriyor. Zira yazıda usta olanlar tevafuklu yazsalar fazla dikkat çekmez, ama acemi yazıcıların böyle harika tevafuklara mazhar olmaları; kerametin kuvvetine ve parlaklığına delil teşkil ediyor.

Mesela; Hüsrev Ağabey’in hem Arapçası hem de güzel hattı olmadığı halde, tevafuklu Kur’an’a mazhar olması; Arabiyat ve hatt-ı Kur’an'da çok ileri olan Şamlı Hafız Ağabeyi çok geride bırakması, bu hususa bariz bir delil ve müşahhas bir misaldir.

Bu paragrafta da On Dokuzuncu Mektub'un yazılmasındaki kerametler ifade ediliyor. Yedi sekiz kişi birbirinden haberleri olmadan yazdıkları risalede “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm” kelimesinin aynı şekil ve kalıp ile tevafuk etmesi ve ahenktar bir güzelliğe mazhar olmaları, bunun keramet olduğuna delildir. Bir parça insafları olanlar da bunu kabul ederler, deniliyor.

1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup.