"Ve keza Kur'an-ı Kerim'in bütün ümmetlere ve risalet-i Muhammediye'nin bütün milletlere şamil olduklarını tasrih etmek üzere,.." Burada kastedilen ve risalet-i Ahmediye ile müttaki sınıfları içine girenler kimlerdir? "Bütün Enbiya, onun asıl nurundan istifaza ve hakikat-ı dininin neşrinde onun muînleri ve vekilleri hükmünde oldukları,.." ifadesi ile nasıl bağdaştırabiliriz?


"Kur’ân-ı Kerim, evvelki âyetle tâmim yaptıktan sonra, bu âyetle tahsis yapmıştır. Evet, bu âyet, ehl-i kitaptan iman edenleri tahsisle şereflerini ilân; ve imana gelmeyenleri imana teşvik ediyor. Abdullah ibn-i Selâm ele alınarak diğerlerinin Abdullah ibn-i Selâm gibi olmaları için yapılan teşvik gibi."

"Ve keza, Kur’ân-ı Kerimin bütün ümmetlere ve risalet-i Muhammediyenin bütün  milletlere şâmil olduklarını tasrih etmek üzere, her iki اَلَّذِينَ ile  مُتَّقِينَ ’nin her iki kısmına tansis edilmiştir."(1)

"Onlar sana indirilen Kur'ân'a da, senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara da inanırlar. Onlar, âhirete de kesin olarak iman etmiş kimselerdir." (Bakara, 2 / 4)

Bu ayette de ifade edildiği gibi; müminin inancı belli bir döneme, belli bir kavme mahsus olmayıp, Hz. Adem (as) ile kıyamet arasında; Allah’ın kitabında bildirdiği her şeye iman eder ve hepsine hürmet eder. Bu cihetle İslam evrensellikle kalmayıp, zaman ve mekan üstü bir değerdir. Zira İslam zaman ve mekandan münezzeh olan Allah’a iman esasını içinde barındırıyor.

"Bütün Enbiya, onun asıl nurundan istifaza ve hakikat-ı dininin neşrinde onun muînleri ve vekilleri hükmünde oldukları." ifadesi ayrı bir mana olmakla birlikte, burada ifade edilen asıl husus; İslam’ın nübüvvet silsilesini bir bütün halinde gördüğünü ve öyle kabul ettiğini ve bunu da ittika ile nitelendirdiği ifade ediliyor.

Ayrıca ikiye ayırma ifadesi, yukarıda özetlediğimiz manayı her iki kelimeye bağlama ve onlardan tansis (delile dayandırma) etme noktasındadır. Kim nübüvvet silsilesini bir bütün halinde kabul edip, bu silsileye gereği gibi tabi olursa; onlar müttaki vasfını kazanmış olurlar, denilmek isteniyor.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi, 4. Ayet Tefsiri.