"... hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek;.." Buradaki “fıtri ubudiyet” ifadesini açar mısınız?


"Çünkü şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında imanı kurtaracak ve muannidlere kat'î kanaat verecek bir tarzda, yani hiçbir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur'ân dersi vermek lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın, herkese kat'î kanaat verebilsin. Bu kanaat de bu zamanda, bu şerait dahilinde, dinin hiçbir şahsî, uhrevî ve dünyevî, maddî ve mânevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelebilir."(1)

Ubudiyet, sadece namaz ve oruç gibi bedeni ve mali ibadetlere münhasır değildir; ihlas, takva, kanaat, ahlak gibi hem fıtri hem de hali şeyler de ubudiyetin içindedir. Hatta insanları en çok etkileyen ubudiyet, fıtri ve hali olan ihlas, kanaat ve ahlak gibi değerlerdir. Kişinin çok oruç tutması, çok namaz kılması gibi ibadetler, hali ve fıtri ibadetlerdeki gibi insani ilişkilere direkt yansımıyorlar.

Çok namaz kılıp da insanların eline bakan kanaatsizleri kimse sevmez de ciddiye de almaz. Bu yüzden iman hakikatlerini insanlara taşıyacak olan Nur talebelerinin fıtri ve hali ibadetlere çok dikkat etmeleri gerekir; ta ki insanlar bundan etkilenip iman hakikatlerine müşteri olabilsinler.

(1) bk. Emirdağ Lâhikası-II, 69. Mektup: Konuşan Yalnız Hakikattir.