"Meşihat-ı İslâmiye, yalnız İstanbul ve Osmanlılara mahsus değildir. Umum İslâma şâmil bir müessese-i celiledir. Bu sönük vaziyetle, değil koca âlem-i İslâmın, belki yalnız İstanbul'un irşadına da kâfi gelmiyor." Diyanetin hükmü neden tesirsiz kalıyor?


"Zaman gösterdi ki, hilâfeti temsil eden şu meşihat-ı İslâmiye, yalnız İstanbul ve Osmanlılara mahsus değildir. Umum İslâma şâmil bir müessese-i celiledir. Bu sönük vaziyetle, değil koca âlem-i İslâmın, belki yalnız İstanbul'un irşadına da kâfi gelmiyor. Öyleyse, bu mevki öyle bir vaziyete getirilmelidir ki, âlem-i İslâm ona itimat edebilsin. Hem menba, hem mâkes vaziyetini alsın. Âlem-i İslâma karşı vazife-i diniyesini hakkıyla ifa edebilsin."(1) 

Burada mesele sadece dinin tedrisatı ve onu temsil eden meşihat değil, hilafetin bu tedrisat ve meşihata kuvvet verip vermediği ile ilgilidir. Yani, "Bütün İslam alemini tedbir ve terbiye edecek siyasi bir güce sahip değilsen, senin meşihatın tesirsiz kalır, ciddiye alınmaz." Mesela, bugün Türkiye askeri ve siyasi açıdan dünyanın süper gücü haline gelse, bütün İslam aleminin gözü o zaman diyanet riyasetine çevrilir ve onun görüşleri Müslümanlar açısından önem arz eder.

Tabi bir de bu meşihatın yapısal değişikleri yerine getirmesi gerekir. Yani meşihatın ilmi ve eğitim açısından yeterli ve kuşatıcı bir şekle girmesi gerekir. Üstad Hazretleri burada, bu kurumun yapısal açıdan da bütün dünyaya hitap edecek bir duruma getirilmesi gerektiğini de ifade ediyor...

(1) bk. Sünuhat, Kur'an'ın Hakimiyet-i Mutlakası.