Bütün peygamberlerin mu’cizelerinin tamamına Âdem Aleyhisselâm’ın “talim-i esmâsı” nasıl işaret ediyor? Ayrıca; “talim-i esmâ mu’cizesi”nin umum kemâlât ve terakkiyât-ı beşeriyenin nihâyetlerine ve ileri hedeflerine sarahate yakın işaret etmesinin izahı?


Bilindiği  gibi Cenâb-ı Hakk’ın isimleri; fiilî isimler ve zâtî isimler olmak üzere ikiye ayrılır. 

Hayy (hayat sahibi) ismi zâtî bir isim, Muhyi (hayat verici) ise fiilî bir isimdir, yâni ihya fiiliyle bu isim tecelli eder. 

Ehad, Kadîm, Bâki, Ferd, Nur gibi birçok isim zâtî isim; Hâlık, Rezzâk, Şâfi, Müzeyyin, Mûsâvvir gibi bir çok isim ise fiilî isimdir. 

Üstat Hazretleri İşaratü'l-İ’caz’da “mu’cizenin vasıtasız Allah'ın fiili olduğu”nu beyan ediyor. Buna göre her bir mu’cizede de Allah’ın bir yahut birkaç fiilî ismi birlikte tecelli eder.

Bütün mu’cizeler Hz. Âdem’e (as.) talim edilen esmânın tecellileri olmaları cihetiyle, “talim-i esmâ”, hem kâinatta tezahür eden isimlere hem de mu’cizelerle tecelli eden isimlere işaret etmektedir.

“Talim-i esmâ mu’cizesinin umum kemâlât ve terakkiyât-ı beşeriyenin nihâyetlerine işaret etmesine”  gelince, bu ifadeyi Hazret-i Âdem’e (as.) bütün ilimlerin ve fenlerin son hâliyle öğretildiği şeklinde anlamamız aklen mümkün görülmediğinden, konuyu şu şekilde değerlendirmenin daha doğru olacağı kanaatindeyiz:

“Hakiki hakaik-i eşya esmâ-i İlâhîyedir.” Buna göre, Hazret-i Âdem’e (as.) bütün esmânın talim edilmesi, bütün fennî ilimlerin dayandıkları isimlerin de öğretilmesi demektir.  Cenâb-ı Hak bir ağacın, bir yumurtanın, bir çekirdeğin eliyle kudret mu’cizeleri sergilediği gibi, O’nun tekvini şeriatına tam uyarak gayret gösteren insanların eliyle de nice isimlerinin harika tecellilerini sergileyebilir. Buna göre, gerek bu âlemde sergilenen kudret mu’cizelerine, gerek peygamberlerin eliyle gösterilen mu’cizelere yaklaşmak ve onlarda tecelli eden isimlerden daha ziyade feyz almak için, insanoğlu hem manevî kemâlat hem de maddî terakki noktasında elinden gelen bütün gayreti göstermelidir.

“Kemâlât ve terakkiyât-ı beşeriye” ifadesi maddî ve manevî her türlü yükselişi kapsamakla birlikte, genel olarak “kemâlat” kelimesi iman, marifet ve muhabbet gibi manevî sahâlarda kemâle ermeyi hatırlatır. “Terakki” kelimesi ise, ilim ve fen yoluyla ortaya konulan harikalara işaret eder. Her iki sahadaki ilerlemeler de İlâhî isimlere ayna olma noktasında mertebeler kat etmekle mümkün olur.

İman, ibâdet, güzel ahlak ve muhabbetle mazhar olunacak esmâ-i İlâhiye başka, çeşitli bilim dallarında terakki etmekle mazhar olunacak isimler ise daha başkadır.