"Amma, mu'cize-i kübrâ-i Ahmediye (A.S.M.) olan Kur’ân-ı Mu'cizü’l-Beyan ise, tâlim-i esmânın hakikatına mufassalan mazhariyetini.." Buradaki "Mu'cize-i kübrâ-i Ahmediye (A.S.M.) olan Kur’ân-ı Mu'cizü’l-Beyan" ifadesini biraz açıklar mısınız?


Üstadımız bu ifade ile Peygamberimizin (asm.) en büyük mu’cizesinin iman ve Kur’ân hakikatlerini beşere ders vermek olduğunu beyan etmiş oluyor. İnsanlık âlemi bu hakikatlerden mahrum kalmakla küfre, şirke, dalâlete ve zulme  düşmüş, mu'cize-i kübrâ-i Ahmediye (A.S.M.) olan Kur’ân-ı Mu'cizü’l-Beyan’a iman etmekle hidâyete, tevhide ve adâlete kavuşmuştur.

Üstat Hazretleri Peygamber Efendimiz (asm.) hakkında “Âdem aleyhisselâma icmalen talim olunan esmânın tafsilen mazharı” ifadesini kullanmaktadır. Bir ağaç, çekirdeğin tafsili olduğu gibi, Peygamberimize talim olunan esmâ hakikatleri ve marifet meyveleri de Âdem aleyhisselama talim olunanın tafsilidir, yâni bu talim o talimden o kadar ileri bir derecededir.

Meseleye şu açıdan da bakılabilir:

Allah Resulünün (asm.) diğer mucizelerine, meselâ bir parmağının işaretiyle kamerin iki parça olması mucizesine müşrikler sihir demişler, ama Kur’an'ın belagatı karşısında kılıçlara sarılmaktan başka bir yol bulamamışlardır.