Risale-i Nur'da bazı yerlerde İslamiyet'ten çıkmış Müslüman için "vicdanı tefessüh etmiş" cümlesi geçiyor. Vicdan bozulup, tefessüh eder mi?


Vicdanın bozulması; vicdana konulan fıtri ve ilahi ayarların işlevsiz hale gelmesi anlamındadır. Her insan İslam fıtratı üzerine doğar ve insanın ilk vicdanı sağlam ve hakka bir miyardır. Lakin dış etkiler ve terbiyeler bu ilahi ayarı işlevsiz hale getirebilir.

Mesela; adam öldürmek vicdani açıdan çok acı verici bir şeydir; lakin aynı fiil meşru bir harpte ya da cihad esansında olduğu zaman vicdan acı çekmez, bilakis memnuniyet duyar, çünkü sevap işliyordur. Demek vicdan dış etki ve terbiyelere açıkmış.

Bir çocuğa hırsızlık faziletmiş gibi bir terbiye verilse ve öyle büyütülse, o çocuk hırsızlık yaparken vicdanen rahatsızlık duymaz. Ama hiçbir menfi terbiye verilmese, o zaman vicdan fıtri ve ilahi ayarlar gereği rahatsız olur. Vicdanın tefessüh etmesi bu anlamdadır.

İnsanın iki fıtratı vardır, birisi doğuştan gelen özgün ve hakiki fıtratı; diğeri ise insanın kesbi ve kazanımı ile elde ettiği ikinci suni fıtratıdır. Buna "İ’tiyad-i sani" de denilmiştir; yani insanın niyet ve iradesi ile teşekkül ettirdiği ikinci fıtrat. Birinci fıtrat yani vicdani esaslara dayanan hakiki fıtrat, tabii ve doğal halde diyebiliriz, hakkın ve doğrunun bir miyarı ve mizanıdır. Bu bütün insanlarda ortak bir anlayış ve ortak bir seziştir. Bu yüzden insanlığın ortak ve temel ahlaki normları ve kuralları, bu özgün fıtri halin bir neticesi ve bir sonucudur.

Suitedbirden dolayı bazı insanlarda, farklı inanç ve ideolojilerin de tesiri ile ikinci fıtratları gayet yamuk ve eğri büğrü oluşur. Birinci fıtrat ile ikinci fıtrat arasında bir uyumsuzluk oluşur. Daima birbirleri ile çelişir ve çatışırlar. Genelde ikinci suni fıtrat, tabi ve doğal olan birinci fıtratı ifsat edip bozar. Birinci fıtrat olarak güzel iken, bozuk ikinci fıtratın müdahalesi ile o güzelliği bozar, yerine suni ve yapmacık halleri getirir.

Zamanla ikinci bozuk fıtrat, birinci tabi ve doğal fıtratı ifsadı ile tamamen dönüştürüp kendi gibi bozuk hale getirir. Artık bu adamın hayra ve güzelliğe kabiliyeti kalmaz. Bütün amelleri yapmacık ve suni olur. Üstad Hazretleri bu manaya "fıtratı tefessüh edenler" diye işaret ediyor. Artık böyle bozulmuş bir fıtratın, doğal hali ifsat ve kötü hallerdir. Üstad Hazretleri bu iki fıtrat tipine şu ibareler ile işaret ediyor:

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuurla bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyetle inkıtâ bulur."(1)

Aynı ölçüler vicdan için de geçerlidir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şemme.