"Madem herbir zerrenin hareketi ve vazife görmesi Onun kanunuyla, izniyle, emriyledir. Elbette, teşahhusât-ı vechiye ve herkesin yüzünde herkesten onu temyiz edecek birer alâmet-i farika bulunması..." devamıyla izah eder misiniz?


"Madem herbir zerrenin hareketi ve vazife görmesi Onun kanunuyla, izniyle, emriyledir. Elbette, teşahhusât-ı vechiye ve herkesin yüzünde herkesten onu temyiz edecek birer alâmet-i farika bulunması ve simalar gibi seslerde, dillerde ayrı ayrı farklar bulunması, bilbedâhe, Onun ilim ve hikmetiyledir."

"O’nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır." (Rum, 30/22)

Bütün insanların birbirine tam olarak benzemelerinin nasıl bir keşmekeşe sebep olacağı açıktır. Atomlar ve onların vazife yaptıkları hücreler kendilerinin ileride bir insanın yüzünde yer alacaklarını bilemezler ki, o insanın simasında onu başkalarından ayıracak şekilde bir vaziyet alsınlar. O halde zerrelerin ve hücrelerin bu vaziyeti almaları kendi iradeleriyle değildir. Onlar Allah’ın vazifeli memurlarıdırlar ve bu hikmetli vaziyeti almaları da ancak “O’nun ilim ve hikmetiyledir.”