"Nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir." Baktığımız her şeyde esmanın tecellilerini görmeyi görev olarak mı algılamalıyız?


Tefekkür, tıpkı namaz kılmak oruç tutmak gibi insanın iradesi ile başlayan ve iradesi ile devam eden bir ibadettir. İnsan ilim ve iradesini sarf etmediği müddetçe tefekkür teşekkül etmez.

Basar eşyayı iradeli iradesiz otomatik bir şekilde görür, ama basiret eşyanın sanatkarını ve Yaratıcısını otomatik bir şekilde göremez; insanın burada kasıt ve irade ile tefekkür etmesi icap eder.

Nimet içinde nimeti veren Allah’ı düşünmek, zaten Allah’ın isimlerinin tecellilerini düşünmek manasını taşır. Rızık içinde Rezzak ismi, şifa içinde Şafi ismi, tanzif içinde Kuddüs ismi, ihsan içinde Mushin ismi, ikram içinde Kerem ismi, aynı nimet içinde Mün’im gibidir, yani her ikisi de aynı manaya geliyor.

Kur’an’ın bir çok ayetinde tefekkür, tedebbür, tebahhur, taakkul şiddetle ve tekrarla emrediliyor. Emir ise iradeli işlere taalluk eder, iradesiz işlere emir manasız olur. Mesela, sağlam bir göze "Gör." diye emir vermek manasız olur, ama aynı göze "Barama bakma." denilebilir, çünkü gözün nereye bakacağına insan karar verebiliyor.