Tüm âdâb-ı muaşeret kuralları hakkında bilgi verir misiniz?


Âdâb: Dinin gerekli  kılıp, aklın da hoş gördüğü Allah rızasına uygun, zahiri ahlak olan hareket ve sözlerin  hepsidir.

Âdâb-ı Muaşeret: İnsana hayat-ı içtimaiye ile olan münasebetlerini kolay, münasip ve hoş bir şekilde ifa  etmesini öğreten bir sanattır.

İçtimai hayatta bize lazım olacak âdâb-ı muaşeret kaideleri kısım kısım incelenecektir.

I. SELAMLAŞMA ÂDÂBI

1. Selam  verirken  “Esselamu  aleyküm”,  selam  alırken de  “Ve  aleykümüsselam”  denmelidir.

2. Müminlerin toplu olarak bulunduğu herhangi bir yere girildiğinde, orada bulunanlara selam verilmelidir.

3. Yine bulunduğumuz bir topluluktan ayrılırken selam vererek ayrılmalıdır.

4. Selamı mümin insanlara vermek, böylece selamı müminler arasında yaymayı sağlamak.

5. Karşılaşan iki kişiden küçük olanın büyüğe, az olan grubun çok olana, yürüyenin oturana, vasıta  üzerinde bulunanın yaya olana önce selam vermesi gerekmektedir.

6. Selamlaşmadan  sonra  iki  elimizle  sıkarak  tokalaşmak.

7. Mübarek  gün  ve  gecelerde  ise  selam  verildikten  sonra  kucaklaşmak.

8. Sık  sık  görüşülen  insanlarla  tokalaşmalı, kucaklaşma  ise  uzun  müddet  ayrılma  zamanında  veya  uzak  bir  yere  gidip  gelme  durumlarında  olmalıdır.

9. Özellikle  buluğ  çağına  ermemiş  gençlerle  kucaklaşma  değil, sadece tokalaşma  yapılmalıdır.

 Selamla İlgili Bilinmesi Gereken Hükümler

1. Selam  verene  cevap  vermek  vaciptir. Terk  etmek  ise  zarardır  ve  haramdır.

2. Selama  icabet  topluluk  içerisinde  farz-ı  kifayedir, içlerinden  birisi  cevap  verirse  diğerlerinden  düşer. Fakat  ikram  ve  muhabbet  kastıyla  hepsinin  icabet  etmesi  daha  iyidir.

3. Selama  anında  cevap  vermelidir. Selamı  geciktirmek  münasip  değildir.

4. Mektup, telefon  ve  herhangi bir  vasıtayla  selam  gönderenin  selamını  almak da  vaciptir. Bu  sebeple  okuduğumuz  eserlerde  bize  hitaben  selam  verilmişse, selam  almak  gerekir.

5. Selama  daima  en  güzeliyle  mukabele  edilmelidir.

 Selamlaşmanın Caiz Olmadığı Yerler

"Selam" ismi Allah’ın ismi olduğundan temiz ve uygun olmayan yerlerde selam almak da, vermek de caiz  değildir. Caiz olmayanlar şunlardır:

1. Def-i hacet yapana (tuvalet ihtiyacını giderene) selam verilmez. O haldeyken de selam verenin de selamı alınmaz.

2. Hamamda  bulunanlara  tesettüre  riayet  ettiğinde  verilir; değilse  verilmez.

3. Günaha sebep olan bir işte, yahut bizzat günahla meşgul olanlara da selam verilmez.

4. Kur’an okuyan, hadis rivayet eden, ilim müzakeresinde bulunan, vaaz eden ve ders okuyan kimselere de  hayırlı işin kesilmesine sebep olacağından selam verilmez.

5. Ezan okuyan, kamet getiren ve namaz kılan kimselere de selam verilmez.

6. Bir fitneye sebep olacağı endişesi varsa genç ve yabancı kadınlara selam verilmez. Yaşlı kadınlara ve  mahrem olanlara verilebilir.

 II. MİSAFİRLİK  ÂDÂBI

a. Ev  sahibinin  uyması  gereken  adaplar:

1. Ev  sahibi  giyim  ve  kuşamına  özen  göstermelidir.

2. Misafire  güler  yüz  gösterip  tatlı  ve  yumuşak  bir  sesle  selamını  almalıdır.

3. Misafirlerin  istirahat  etmeleri  ve  ev  sahibinin  yanında  utançlarından  yapamayacakları  ihtiyaçlarını  yerine  getirmeleri  için  normal  bir  süre  misafirleri  yalnız  bırakmalıdır.

4. Misafiri  bekletecek  kadar  uzun  süre  yanından  ayrılmamalıyız.

5. Misafire, maddi  duruma  sıkıntı  vermeyecek  biçimde  ve  tekellüfsüz  yapılabilecek  en  iyi  şekilde  yemek  hazırlanmalıdır.

6. Yemeği  çok  sessiz  bir  şekilde  hazırlamaya  dikkat  edilmelidir.

7. Yemeği, “Buyurur musunuz, yer misiniz”  şeklinde  tatlı  ve  yumuşak  bir  sesle  takdim  etmek  gerekir.

8. Misafirin  yemek  esnasındayken  varsa  istekleri  yerine  getirilmeli, yoksa  memnuniyetleri  artırılmalıdır. Fakat  devamlı  olarak  “Ye!” dememeliyiz.

9. Misafire  hizmeti  ev  sahibi  veya  hizmetçisi  yapar. En  güzeli  olanı  ev  sahibinin  hizmetidir. 

10. Misafir  eğer  gece  orada  yatacaksa, kıbleyi  ve  helayı  göstermelidir.

11. Misafiri  uğurlarken  yine  güler  yüz  ve  yumuşak  bir  şekilde  davranarak  uğurlamak  gerekir.

 b. Misafirin  uyması  gereken  adaplar:  

1. Geleceği  zamanı  önceden  bildirmelidir.

2. Misafirliğe  giderken  güzel  giyinmeli  ve  görünüşüne  dikkat  etmelidir.

3. Misafir  eve  girerken  ev  sahibinin  iznini  almalı  ve  sonra da  selam  vererek  içeri  girmelidir.

4. Ziyaretçi, ev  sahibinin  namaz  veya  ihtiyaç  giderme  halinde  olabileceği  ihtimaline  göre, normal  aralıklarla  üç  defa  kapıya  vurmalı  veya  zil  çalmalıdır. İçeriden  kendisine  cevap  gelmemişse  derhal  ayrılmalıdır.

5. Ziyaret  maksadıyla  gelecek  olan  misafirler  davet  edilmişse,  davet  edildikleri  saatte  gelmelidirler.

6. Ziyaretimiz  eğer  davetsiz, gereksiz  ve  kısa  süreliyse,  yemek  ve  istirahat  saatine  rastlanmamasına  dikkat  edilmelidir.

7. Sunulan  yemeği  beğenmezlik  etmemelidir.

8. Misafir,  ev  sahibinin  gösterdiği  yere  oturmalı  ve  ev  sahibini  rencide  edecek  tavırlar  takınmamalıdır.

 III. ZİYAFET  ÂDÂBI

1. Ziyafet verilen yere davet edilmeden gidilmemelidir.

2. Ziyafette, misafirlere ikramda bulunmak ve memnun edebilmek için yemekler kaliteli, çeşitli ve  muvazeneli olmalıdır.

3. Ziyafetlerde,  mümkün ise et yemeği bulundurulmalıdır.

4. Ziyafet vermek isteyen kişi, et yemeği yanında, hazmı kolaylaştırıcı özelliği sebebiyle, salata ve sebze  yemeği  bulundurmalıdır. Bu  Kur’an’ın adabındandır.

5. Misafirlere, yemeği acele olarak hazırlamalı ve önce meyve ikram edilmelidir. Sonra salata ve etli  yemek, sebzeli yemek, daha sonra da tatlı ikram edilmelidir. Bunların hepsi birden sofraya getirilmek suretiyle de  sunulabilir.

 Ziyafette Davetlinin Durumu

1. Davetli  ev  sahibinin  haberi  olmadan, yeni  davetli  getirmemelidir.

2. Ev  sahibi  teklif  etmediği  müddetçe,  ziyafette  verilen  yemeklerden  bir  kısmını  istememeli  ve  evine  götürmemelidir.

3. Ziyafeti  verenin  iyi  niyetine  karşı,  su-i  ahlakta  bulunmamalıdır.

IV. GİYİNME (KILIK KIYAFET) ÂDÂBI

1. Güzel  giyinmeli  kılık  kıyafete  ehemmiyet  verilmelidir.

2. Her insanın kendine ait günlük olarak giyeceği elbise ve özel gün ve gecelerde giyeceği elbise olmak üzere iki çeşit  elbisesi olmalıdır.

3. Müslümanlar kendi yaşadıkları ortam ve hayat şartlarının gerekli kıldığı, örf ve adetlerin uygun gördüğü  tip ve şekilde elbise giymekte serbesttir. Ancak göz tırmalayıcı renk ve tip olmamalıdır.

4. Saçlarımızı  taramalı,  icap  ederse  kısaltmalıyız.

5. Erkekler katiyen altın yüzük takmamalı, ipek elbise giymemelidir. Erkekler gümüş yüzük takmalıdır. Yüzük sağ elin orta ve serçe parmağı arasına takılmalıdır.

6. Kişi maddi imkanına göre olan elbiselerden giymeli ve onu da temiz tutmalıdır.

7. Giyinmeden önce tuvalet ihtiyacını gidermeli, dişleri fırçalamalı ve abdest almalıdır.

8. Giyerken sağ taraftan giymeli, çıkarırken sol taraftan çıkarmalıdır.

9. Elbiseler düzgün kullanılmalı, sağa sola kırışık atılmamalıdır.

 V. OTURMA – SOHBET  ÂDÂBI

1. Nefret  edilecek  elbise  giyilmemelidir.

2. Diğer  oturan  kişileri  rahatsız  edecek  kokular  sürünmemelidir.

3. Asık  suratlı  olmamalıdır.

4. Geveze  olmamalıdır.

5. Söz  hakkı  olmadıkça  sükût  edilmelidir.

6. Meclise  sıkıntı  vermemelidir.

7. Oturanlar tarafından yer gösterilirse gösterilen yere, gösterilmezse en münasip göreceğimiz yere  oturmalıyız.

8. İki  kişi  arasında  oturmak  lazım  gelirse  mutlaka  o  iki  zatın  müsaadelerini  rica  etmelidir.

9. Meclise  girenlere  yer  verilmelidir.

10. Ev  sahibi  misafirleri  uğurlamalıdır.

11. Toplantıda  ayrı  olarak  ve  gizli  şekilde  konuşup  görüşülmemelidir.

12. Toplantıda  bulunan  kimseleri  rahatsız  etmiş  olmamak  için, imkan  nispetinde  esnememek, eğer  mecbur  olunursa,  el  ile  ağzı  kapamak  gereklidir.

13. İmkan  nispetinde  öksürmemeye  ve  boğazını  ayıklamamağa  gayret  etmelidir.

14. Geğirmemelidir.

15. Kendisinden  yaşça  ve  bilgice  yüksek  olanlara  hürmet  etmelidir.

16. Kendisinden  büyük  olanların  yanında  ayak  ayak  üstüne  konulmamalıdır.

17. Bacaklar  öne  uzatılmamalıdır.

18. İki  kat  kambur  vaziyette  oturulmamalıdır.

19. Oturduğumuz  koltukta  yatar  gibi  oturulmamalı.

20. Koltuğu  sarsmadan  oturmalı.

VI. KONUŞMA  ÂDÂBI

1. Kendimizin  konuşabileceği  gibi, diğer  insanlara da  konuşma  hakkı  tanımalı.

2. Başkası  konuşurken  dinlemeli, daha  lafını  bitirmeden  sözü  kesilmemeli.

3. Büyüklerle  konuşurken  “Siz”  diye  hitap  etmeli.

4. Herhangi bir  toplulukla  söz  almadan  konuşmamalı.

5. Canımızı  sıkmış  birine  karşılık  verirken  nazik  ve  kibar  olmalı.

6. Konuşurken  başkalarını   rahatsız  edecek  şekilde  konuşmamalı.

7. Bir  şey  istediği  zaman  karşıdaki  kişinin  o  andaki  durumu  göz  önünde  bulundurulmalı.

8. Bize  bir  iyilik  yapılmışsa  teşekkür  edilmeli.

9. Daima  samimi  hava  içinde  olmalı, yapmacık  hareketlerden  kaçınmalı.

10. Etrafımızdakileri  ilgi  ile  dinletecek  mevzular  bulmalı, konuşurken  güzel  kelimeler  seçilmeli.

11. Toplulukla  faydalı  ve  bilgili  konuşmak  gerekir.

12. Konuşmalarımız  kısa  ve  öz  şekilde  olmalı.

13. Konuşurken  kendimizden  söz  etmemeli, başkaları  ile  ilgili  ileri-geri  konuşulmamalı.

14. Bir  kimseye  özel  hayatı  ile  ilgili  sorular  sorulmamalıdır.

15. Gereksiz  yere  hiçbir  şiddet  davranışına  kapılmamalı.

16. Konuşurken  bağırarak  değil de, normal  bir  tonda, acele  etmeden  konuşmalıyız.

17. Kalabalık  yerlerde  konuşurken  kimseye  “Canım, gülüm”  gibi  sözler  sarf  edilmemeli.

18. Resmi  ziyaretlerde  ise  anlatılmak  istenen  şey, evvelce  zihinde  tasarlanarak  kısaca  söylenmelidir. Çünkü  resmi  ziyaret  süresi  kısadır.

19. Karşınızdakilerle  yaşına  ve  seviyesine  göre  konuşmak  lazımdır.

20. İyi  bilmediğimiz  meseleler  hakkında  söz  söylenmemeli.

21. Küçüklerle  konuşurken  mümkün  olduğu  kadar  ciddi  hareket  etmelidir.

22. Bir  kimse  ile  konuşurken  arada  mesafe  bırakmalıyız.

23. Gizli, özel  konuşacağımız  varsa, yalnız  kaldığımızda  ya da  sakin   bir  yere  giderek  konuşmalı.

24. Konuşurken  alay  kastıyla  el-baş  veya  kaş-göz  işareti  yapılmamalıdır.

25. Birkaç  kişi  ile  konuşurken  içlerinden  yalnız  birisinin  yüzüne  bakmamalıyız. Çünkü  diğerlerine  ehemmiyet  vermemek  olur.

26. Konuşurken  yere  bakılmamalıdır.

27. Misafirliğe  gittiğimizde  veya  bir  salona  girdiğimizde  etrafımıza  baka  baka  konuşmamalıyız. 

28. Konuşurken  gülmek  icap  ederse, bu  tebessüm  derecesini  aşmamalıdır.

29. Sözlerimizi  tane  tane  söylemeliyiz.

30. Sözlerimize  Allah’ın  adıyla  başlayıp  “Hamd”  ederek  bitirmeliyiz.

31. Sohbetimizi  şahıs, yer  ve  zamanı  gözeterek, mukteza-ı  hale  uygun  yapmalıyız.

 VII. YEMEK  ÂDÂBI

a. Yemek  Yemeden  Önceki Âdâp:

1. Öncelikle  el  ve  ağız  yıkanmalıdır.

2. Yemek  yerde, sofra  örtüsünün  üzerinde  yenmelidir.

3. Sağ  dizini  dikip, sol  baldırı  üzerine  oturmalı, yere  dayanarak  yememelidir.

4. Şehvet  için  değil, ibadet  için  kuvvetlenmek  niyetiyle  yemelidir.

5. Acıkmadan  yememelidir.

6. Getirilen  yemeğe  kanaat  etmeli, güzel  yemekler  için  tekellüf  etmemeli  ve  zahmet  çekmemelidir.

7. Birlikte  yemek  yiyeceği  kişi  kendisiyle  yemeyince, yemeğe  başlamamalıdır.

 b. Yemek  Sırasında  Olan Âdâp:

1. Yemeğe  başlarken  besmele  ile  başlamalı, ortasında  bu  nimetleri  veren  Rahmet-i  İlahiyi  düşünmeli  ve  sonunda  Elhamdülillah  demelidir.

2. Sağ  elle  yemeli, tuz  ile  başlamalı, tuz  ile  bitirmelidir.

3. İyice  çiğnemeli, yutmayınca  ikinci  lokmayı  almamalıdır. Hiçbir  yemeği  beğenmezlik  etmemelidir.

4. Kendi  önünden  yemelidir. Yemeğin  ortasından  yememelidir.

5. Ekmek,  bıçakla  ufak  ufak  dilimlenmelidir.

6. Yenmeyen  şeyleri  ekmeğin  üzerine  koymamalı, elini fazla ekmeğe  sürmemelidir.

7. El  ya da  kaşığımızdan  düşen  tane  ve  ekmek  parçaları, mutlaka  temizlenip  yenmelidir.

8. Yemek  yenildikten  sonra  eller  silinmelidir.

9. Sıcak  yemeğe  üflenmemelidir. Soğuyuncaya  kadar  beklemelidir.

10. Hurma, zerdali gibi sayılabilen yiyecekler yediğimiz zaman tek tek yenmelidir. Üçlü-beşli  vs. gibi çift  çift yenmemelidir. Çünkü Allah tektir, tek olanı sever.

11. Lüzumsuz  ve  atılması  icap  eden  şeyler  atılmalıdır.

12. Yemek  arasında  çok  su  içmemelidir.

 c. Yemekten  Sonraki  Âdâp:

1. Doymadan  elini  yemekten  çekmelidir.

2. Ekmek  kırıntıları  toplanmalıdır.

3. Tabaktaki  artık  yiyecekler  sünnetlenmelidir.

4. Yemekten  sonra  “Elhamdülillah”  denmeli  ve  yemek  duası  yapılmalıdır.

5. Önce  eller, sonra  ağız  yıkanmalıdır.

 VIII. SU  İÇME  ÂDÂBI

1. Bardağı  sağ  elle  tutup  “Bismillah”  demeli  ve  üç  nefeste  ağır  ağır  içmelidir.

2. Ayakta  içmemelidir.

3. Bardağın  içinde  yabancı  madde  olma  ihtimaline  binaen, önce  bardağın  içine  bakmalı  sonra  içmeli.

4. Öksüreceği  zaman,  bardaktan  ağzını  ayırmalı.

5. Bir yudumdan çok içerse, üçe tamamlanmalıdır. Her defasında “Bismillah” demeli, sonunda  “Elhamdülillah”  demelidir.

6. İçmesi bitince “Allahu Teala’ya hamd olsun ki bu suyu tatlı ve leziz eyledi. Günahlarımız sebebiyle tuz  gibi acı yapmadı.” demelidir.

 IX. YATMA  ÂDÂBI

1. Erken  yatıp  erken  kalkmalıyız.

2. Yatmadan  önce  dişleri  temizlemek  ve  abdest  almak  gibi  şahsi  temizlik  yapmalıyız.

3. Yatmadan  evvel  “Fatiha, İhlas, Felak, Nas, Ayetü'l-Kürsi”  gibi faziletli sureleri okumak.  33’er defa  “sübhanallah”, “elhamdülillah”, “Allahü ekber”  çekmek hayırlıdır.

4. Yatarken en az edep yerlerimizi örtecek büyüklükte üzerimize örtü örtmeliyiz.

5. Uykudan kalkar kalkmaz besmele çekmeli, dişlerin temizliğine, tuvalet ihtiyacını gidermeye, abdest  alana öncelik tanındıktan sonra herhangi bir işe başlamalıdır.

 X. KUR’AN-I  KERİM  OKUMA  ÂDÂBI

1. Hürmetle  okumalıdır.

2. Yavaş  okumalıdır.

3. Hz.  Peygamberimiz  (a.s.m.)’den  veya  Cebrail  (a.s.)’den  veya  doğrudan  Zat-ı  Zülcelal’den  dinler  gibi  okumak.

4. Tecvit  kaidelerine  uyup  hakkını  vererek  okumalıdır.

5. Gösterişten  uzak  okumalıdır.

6. Güzel  okumaya  gayret  gösterilmelidir.

7. Bu âdâplar  Kur’an’dan  çıkan  manaları  anlatan  “Tefsir  kitapları”  için  de  söz  konusudur.

 XI. NAMAZ  ÂDÂBI

1. Oturmada  dizlere  bakmalıdır. Rükuda  gözler  ayakların  ucuna, ayakta  iken  secde  bakar.

2. Rüku  ve  secde  tesbihlerini  beş  veya  yedi  kere  okumalıdır.

3. Namazı  yerde  veya  yerde  biten  şeyde  kılmak  evladır.

4. Sünnetleri  hep  bir  yerde  kılmamalıdır.

5. Namazda  çok  okuyarak  az  rekat  kılmak, az  okuyarak  çok  rekat  kılmak  evladır.

6. Mümkün  mertebe  öksürmemeğe  çalışmalıdır.

7. Namazda  huşu  içerisinde  bulunmalıdır. Yani  bütün  aza  sakin, hareketsiz  ve  düzgün  vaziyette  göz  secdede  kalıp, namazın  dışındakilerden  alakayı  kesmiş, kulak, dilin  okuduğu  şeyi  dinlemekle  ve  zihin  elimizden  geldiği  kadar  manayı  anlamakla  meşgul  olarak  Rabb-i  Teala’nın  huzurunda, yanında  kim  olduğunu  fark  edemeyecek  derecece  bulunmaktır. Gafletle  kılınan  namazın  sevabı  çok  noksandır.

8. Tesbihlerde, Kunut ve  diğer  dualarda  kalbi  hazır  bulundurmak.

9. Dershanede  vazifelendirilen  kardeş  namaz  vaktinden  on beş  dakika  evvel  abdest  alır  ve  bütün  kardeşlere  abdest  almalarını  hatırlatır. Böylece  abdestler  önceden  alınarak  sıkışıklığa  meydan  verilmez.

10. Üstadımız  ibadet  vakitlerinde  takvime  göre  amel  ederdi. Bu  hususu  Bayram  ağabey  hatıratında  şöyle  ifade  ediyor: Üstadımız  Türkiye  takvimine  göre  amel  ederdi. Yeni  tarz  takvimden  hatt-ı  Kur’aniyeye  çevirttirir; onu  başucuna  astırırdı. Şimdi  olduğu  gibi  o  zaman da  Ramazanda  bazen  bir  gün  evvel  oruç  tutanlar, bayram  edenler  olurdu. Üstadımıza  söylerdik. O  hiç  ehemmiyet  vermezdi. Hatta  bir gün  Tahir  Ağabey  “Bugün  Arabistan’da  bayram”  dediğinde  Üstad  takvimi  göstererek  “Kardeşim  ben  Türkiye’ye  göre  amel  ediyorum” diye  cevap  verdi. Bilahare  dersinde  “Ben de  öyle  yapsam  fitneye  vesile  olur” demişti. (Son  şahitler  c.3  s.49)

11. Ezan okunduktan sonra duası yapılarak  namaz, vaktin  evvelinde  kılınır  Peygamber  Efendimiz  bu  hususa  dikkati  çekerek  “Namaz  vakti  nerede  girerse  hemen  kıl. Çünkü  fazilet  vaktin  evvelindedir”  buyurmuştur. Allah’ı  en  çok  razı  eden  amelin,  vakti  içinde  kılınan  namaz  olduğunu  ifade  eden  Peygamberimiz,  bir  başka  hadisinde de: “Namazın  ilk  vakti  Allah’ın  rızasına, orta  vakti  Allah’ın  rahmetine  vesile  olur.  Son  vakti  ise  Allah’ın  affına  vabestedir”  buyurarak  namazı  ilk  vaktinde  kılmaya  teşvik  etmiştir. Çünkü onun  rızası  her  şeyin  fevkindedir. Sünnet-i  Seniyyeye  en  ince  teferruatına  kadar  müraat  eden  Üstadımız, bu  hususta  da  titizlikle  dururdu.

Komiser Abdurahman Akgül, mevzu ile  ilgili  hatırasını  şöyle  anlatır: “Son  mahkeme  sırasında, akşam  namazının  vakti  girdi  Bediüzzaman  ayağa  kalkarak  “Ben  namaz  kılacağım”  diye  ısrar  etti  ve  yürüdü. Sonra  savcı  bana  işaret  etti. Ben  koluna  girdim, kalemde  namazını  kıldı.” (Son  Şahitler  c.1  s.17-18)

Bayram  Ağabey de  bu  konudaki  hatırasını  şöyle  anlatır: “Üstadımız  namaz  vaktine  çok  dikkat  ederdi. Namazı  vaktinde  kılardı. Mesela: Isparta’dan  çıktığımızda  Emirdağ’ına  beş  dakika  sonra  varacak  olsak  bile  Üstadımız, saate  bakar, kış  fırtına    olsa  beklemez, hemen  namazı  vaktinde  kılardı.

Kırlarda olsun, yolculukta  olsun  namazı  vaktin  evvelinde  kılardı. Bu  mevzuda  şöyle  buyuruyor: “ Namazı  vaktinde  kılmanın  ne  derece  tükenmez  uhrevi bir  sermaye  olduğu  anlaşılıyor ki, her  namaz  vaktinde  alem-i  İslam  denilen  muazzam  camide  yüz  milyondan  fazla  cemaat-i  kübra  namaz  kılıyor. O  cemaatte  her  bir  adam  umum  cemaate  dua  ediyor. “İhdine’s-sirata’l-müstakim” (Bizi  doğru  yola  hidayet  eyle.) diyor. Her  biri  umum  cemaate  hem  şefaatçi, hem  duacı  oluyor.

Üstadımız  9.  sözde  her  bir  namaz  vaktinin  birer  inkilab-ı  azimin  işaratı  ve  icraat-ı  cesime-i  Rabbaniyenin  emaratı  ve  in’amatı  külliye-i  İlahiyenin  alamatı  olduklarını  ve  borç  ve  zimmet  olan  farz  namazın  o  zamanlara  tahsisinin  sonsuz, hikmetlerini  uzun  uzun  anlatmaktadır.

12. Resul-i  Ekrem  Efendimiz  cemaatle  kılınan  namazın  tek  başına  kılınan  namazdan  yirmi yedi  derece  daha  faziletli  olduğunu  ifade  etmiştir. Bir  başka  Hadis-i  şerifte  ise  “İki  kişi de  olsa  birlikte  namaz  kılmak  yalnız  başına  kılmaktan  eftaldir. Cemaat  ne  kadar  çoğalırsa  kılınan  namaz  Cenab-ı  Hak  yanında  o  kadar  sevimli  olur” diye  buyurmuşlardır. Böylesine  önemli  bir  sünnete  ittiba  ederek  büyük  fazilete  nail  olmak  ve dershanedeki  nizamı  sağlamak  için  orada  bulunan  bütün  kardeşlerin  bu  hususa  azami  dikkat  göstermeleri  gerekir.

“Alem-i  İslamiyet’in  en  acip  harbi  olan  Bedir  harbinde  namaz  vaktinde  cemaatten  hissesiz  kalmamak  için,  düşmanın  hücumu  ile  beraber  mücahitlerin  yarısı  silahını  bırakıp  cemaat  hayrına  şerik  olmak, iki  rekat   sonra  onlar da  hissedar  olsun  diye  Fahr-i  Alem (a.s.m.) bir  hadis-i  şerifiyle  emretmesi  (Emirdağ  L. C.2 s.218) cemaatin  faziletini  ve  ehemmiyetini  gösteren  muazzam  bir  hadisedir.

13. Namaz kılınan odaya  terlikle  girilmemeli  halılar  temiz  tutulmalıdır.

14. Namazda  bol  elbise  giyilmelidir. Çünkü  namazın  şartlarından  birisi de  setr-i  avrettir.  Setr-i  avretin  tam  olarak  sağlanabilmesi  için  elbisenin  şeffaf  olmaması  ve  vücut  hatlarını  belli  etmemesi  gerekir.

15. Temiz  ve  açık  renkli  bir  çorabın  giyilmesi  yine  necasetten  taharetin  tam  olarak  gerçekleşmesine  yardımcı  olacaktır. Hulusi  Ağabey  bu  hususta  şu  hatırayı  nakleder. “Hz.  Üstad  temizliğe  çok  dikkat  ederdi. Her  zaman  bilhassa  Barla’da  iken  üst  üste  iki  çorap  giyerdi. Namaza  duracağı  esnada  üstteki  çorabı  çıkarır  ondan  sonra  namaza  dururdu.” (Son  Şahitler  c.1  s.325)

16. Yatak  ve  spor  kıyafetiyle  namaza  durulmaz. Çünkü  normal  olarak  insanların  arasına  çıkılmayacak  elbiselerle  namaza  durmak  namazın  adabına  aykırıdır.

17. Namazda  bedeni  ve  elbisesi  ile  oynamak, mekruhtur.

18. Namazı  tadil-i  erkan  ile  kılmak  farza  yakın  bir  vaciptir. Azami  dikkat  gerekir. Ebu  Yusuf’a  göre  farzdır. Riayet  edilmemesi  halinde  namazın  yenilenmesi  gerekir. Tadil-i  Erkan: Rükunları  doğru  yapmak  demektir. Namazda  tadil-i  erkan  ise  namazın  kıyam, rüku, sücut  gibi  her  bir  rüknünün  sükunet, vakar  ve  itminan  içinde  yerine  getirilmesi,  acelecilik  ve  çabukluk  gösterilmemesi  demektir.

Bir  Hadis-i  Şerifte  şöyle  buyrulur: “İnsan  namazını  güzelce  kılar, rüku  ve  secdelerini  tam  ve  itidal  üzerine  yaparsa  namaz  ona  şöyle  der: “Sen  beni  nasıl  koruduysan  Allah da  seni  korusun” Şayet  namazı  kötü  kılar  rüku  ve  secdeleri  eksik  ve  noksan  yaparsa  bu  sefer  şöyle  der: “Sen  beni  nasıl  zayi  ettin  isen  Allah da  sana  öyle  yapsın.” Başka  bir  hadisinde: Kılınan  namazı  son  namaz  gibi  kılar  gibi  huşu  içerisinde  kılmayı  tavsiye  eden  Peygamberimiz  diğer  bir  hadisinde de,  Ebu  Hureyre’nin  rivayetine  göre  şöyle  sormuştur.  “Size  namaz  hırsızından  haber  vereyim mi?” “Ver  Ya  Resulallah”  “Namaz  hırsızı, namazın  rükuunu, sücudunu  noksan  yapan, hakkıyla  yerine  getirmeyen  kimsedir.” buyurmuştur.

Bayram  Ağabey  hatıratında  mevzu  ile  ilgili  olarak  şöyle  demektedir:

“Üstadımız  namazı  huşu  içinde  kılardı. Sureleri  okurken  tane  tane  okurdu. Namaza  dururken  tam  huzura  vardığında, niyet  ederken  “Allahu  Ekber”  dediği  zaman  bizler  arkasında  korkardık. Mübalağa  olmasın, ahşap  bina  sarsılırdı.” (Son  Şahitler  c.3  s.64)

Namazın  bütün  farz, vacip, adap  ve  mekruhlarını  burada  saymak  hiç  şüphesiz  mümkün  değildir. Biz  burada  daha  çok  iman  ve  Kuran  hizmetini  ferdin  ruhunda, cemaat  ve  diğer  şahıslardan  daha  çok  intişarına  vesile  olacak  bazı  noktalarını  tespit  ettik. Bu  konularda  eksiği  olanların  ilmihalden  bilgilerini  tamamlamaları  büyük  bir  zarurettir.

19. Namaza  dururken  ön  safa  durmalı, yaşlılar  var  diye  geride  durmamalıdır. Birinci  safa  sıkışma  imkanı  varken, ikinci  safa  durmak  mekruhtur. Hadis-i  Şeriflerde  buyuruldu ki: En  hayırlı  saf, ilk  saftır. Sevabı  en  az  olan da  geri  saflardır. İlk  safın  fazileti  bilinseydi  oraya  geçmek  için  kur’a  çekilirdi. Namaz  kılarken  iyilere  ilk  safta,  kötülere  son  safta  bulunmak  nasip  olur. (Müslim)

Allah  ve  melekler  ilk  safta  namaz  kılanlara, salat  ve  selam  eder. (Müsned)

20. Büyük  camide  ayaklar  ile  secde  yeri  arasından, küçük  camide  ayaklar  ile  kıble  duvarı  arasından  geçen  günaha  girer.  “Namaz  kılanın  önünden  geçmenin  günahını  bilen, geçmeyip  yüz  yıl  durmayı  tercih   eder.” (İbn-i  Mace)

21. Namazı  bitiren  kardeşler  sessizce  tesbihatı  bekler. Sünnet  ile  farz, farz  ile  sünnet  arasında  konuşmak  veya  bir  şey  okumak  sünnetin  sevabını  azaltır. Hatta  “Sünnet  kabul  olmaz, tekrar  kılmak  lazımdır.” diyen  alimler de  vardır.

22. Namazın  sonundaki  tesbihatlar  eksiksiz  yapılır  ve  Kur’an  okunur. Üstad  Hazretleri  Cenab-ı  Hakka  vâsıl  olacak  tariklerin  en  kısa  ve  en  selametlisi  olan  “acz  ve  fakr  ve  şefkat  ve  tefekkür”  tarikının  evradının  yapılışını  şu  şekilde  özetler: “…İttiba-ı  sünnettir, feraizi  işlemek, kebairi  terk  etmektir. Ve bilhassa  namazı  tadil-i  erkan  ile  kılmak  namazın  arkasındaki  tesbihatları  yapmaktır.” (Sözler - 476 )

Mevzu  ile  ilgili  olarak  yine  Üstadımız:  “Kardeşlerimizden  birisinin  namaz  tesbihatında  tekâsül  göstermesine  binaen  dedim: Namazdan  sonraki  tesbihatlar  Tarikat-ı  Muhammediye’dir (a.s.m.). Ve   velayet-i  Ahmediye’nin  (a.s.m.) bir  evradıdır. O  noktadan  ehemmiyeti  büyüktür…” (Kastamonu  Lahikası – 103)

23. Bütün  kardeşlerin  mahreç  ve  tecvide  riayet  ederek  Kur’an-ı  Kerim  okumasını  öğrenmesi  ve  tesbihatı  ezberlemesi  Nur  talebeliğinin  en  mümeyyiz  vasfıdır.

24. Namaz  tesbihatını  müteakip  ders  yapılır.

Bayram  Ağabey’in  hatıralarında  Üstadımızın  akıl, kalp, ruh  ve  bütün  latifelerin  derse  verilmesini  temin  için  saati  ters  çevirdiğini  ve  Zübeyir  Ağabey’in, vücuduna  iğne  batırarak  dersleri  dikkatle  takip  ettiğini  anlatarak, Üstadın  şu  acip  ifadesini  nakleder: “Evlatlarım,  bu  ders  yalnız  bizi  değil  bütün  kainatı  alakadar  eden  bir  derstir. Bu  dersi  mele-i  âlanın  sakinleri de  dinliyorlar, bu  ders  çok  mühimdir.”

25. Diğer  nâfile  ibadetler  ihtiyara  tabidir.

 XII. NEZAFET – TAHARET – TEMİZLİK

Taharet, necaset  denilen  maddi  pislik  ve  hades  denilen  ibadetlere  mani  hükmi  kirlilik  hallerinden  temizlenmek, kalp, ruh  ve  fikri  kötü  düşüncelerden  arındırmak  demektir. Ahlak  güzelliğidir. İslam’ın  temizliğe  verdiği  ehemmiyeti  aşağıdaki  âyet  ve  hadisler  bütün  açıklığıyla  ortaya  koymaktadır.

Âyetler:

“Şüphe  yok ki  Allah  tövbe  edenleri  de, (maddi-manevi  kirlerden) temizlenenleri de  sever. (Bakara -222)  “Bu  abdest  ve  teyemmüm  emriyle, Allah  sizin  için  güçlük  dilemez. Fakat sizi  tertemiz  etmek  ve  üzerinizdeki  nimetini  tamamlamak  ister. Ta ki  şükredesiniz.”  (Maide -6)

“Allah, üzerinize  gökten  yağmur  indiriyor.  Onunla  sizi  pisliklerden  temizlesin  diye.” (Enfal -11)

Hadis-i  Şerifler:

“İslam, temizlik  temeli  üzerine  bina  edildi.” “Temizlik  imanın  yarısıdır.” “Temizlik  imanın  kemalinden  ve  nurundandır.”  “Allah  temizdir, temizleri  sever.”

“Namazın  anahtarı  taharet  yani  temizlik, başlangıcı  tekbir, tamamlayıcısı da  selamdır.” “Temizliğe  devam et ki, rızkına  genişlik  verilsin.”

“İslam  temizdir. O  halde  siz de  temizleniniz. Çünkü Cennete ancak  temiz  olanlar  girecektir.”

Üstad  Hazretleri  de   maddi  ve  manevi  temizliğe  azami  riayet  ederek  bize  rehber  olduğu  gibi, Risale-i  Nur’da  ism-i  Kuddüs’ün  cilvesi  ile  kainat  içersindeki  zerrelerden  kürelere, havadan  rüzgara, sineklerden semeklere, alyuvarlardan göz kapaklarına varıncaya kadar  umumi  temizliği  veciz  ifadelerle, mukni  delil  ve  ispatlarla  anlatarak  temizliğin  ehemmiyetine  işaret  eder.

Namaza  mani  olup  olmama  yönü  ile  temizliği  veciz  ifadelerle, mukni  delil  ve  ispatlarla  anlatarak  temizliğin  ehemmiyetine  işaret  eder.(Detaylı bilgi için tıklayınız: Necaset-i galîza ve necaset-i hafife kategorilerine aid olan necasetleri açıklar mısınız? Mezi galiz necaset midir?)

 XIII. TEMİZLİK  ÂDÂBI

1. Ferdi Nezafet

A) Beden Temizliği:

 “Her Müslümanın her yedi günde bir gün başını ve vücudunu yıkaması Allah’ın onun üzerinde bir hakkıdır.” (Hadis meali)

a) Saçlar: Yıkanmış, taranmış, normal kesilmiş olmalıdır. “Bir  gün  Peygamberimizin  huzuruna  saçı  sakalı  dağınık, kirli  başlı  bir  adam  girince  şöyle  buyurdular: “Bu  adamda, saçını  yıkayacak  kadar  su, yatıştıracak  kadar  yağ  yok mu  idi? Nedir  bu  dağınıklık?”

b) Koltuk  altı  temizliği:  Bütün  peygamberlerin  şeriatlarında  var  olagelen  bu  temizlik  on-on beş  günde,  mümkün  olamıyorsa  kırk  günü  geçmemek  suretiyle  yapılır. Bu temizliğin cünüp iken  yapılması  mekruhtur. İşara-ül İ’caz tefsirinde bu  konuda  şu  açıklama  mevcuttur.

“Arkadaş! Zahire  nazaran, haşirde, ecza-i  asliye  ile  ecza-i  zaide  birlikte  iade  edilir. Evet  cünüp  iken  tırnakların, saçların  kesilmesi  mekruh  ve  bedenden  ayrılan  her  bir  cüz’ün  bir  yere  gömülmesi  sünnet  olduğu  ona  işarettir.” (İşârât-ül  İcaz  s.57-58)

c) Tırnak  temizliği: Haftada  bir  yapılmalıdır. Tırnak  kesiminde de  cünüp  iken  yapmamaya  dikkat  edilmelidir. Vücuttan  kesilen  tırnaklarla  traş  edilen  tüy  ve  kıllar  rast  gele  atılmayıp  toprağa  gömülmeli  veya  göze  görünmeyecek  şekilde  sarılıp  çöpe  atılmalıdır. “Tırnak  kesiminin  Cuma  günü  namazdan  evvel  yapılması  daha  faziletlidir.”

Tırnaklarımızı  keserken  evvela  sağ  elin  şehadet  parmağından  başlamalı, sonra  onun  sağ  tarafında  bulunan  parmakların  tırnakları  kesilmelidir. Daha  sonra  sol  elin  küçük  parmağından  başlayarak  başparmakla  nihayete  erdirilmeli  ve  son  olarak da  kalmış  olan  sağ  elin  başparmağında   bulunan  tırnağı  kesmelidir. Ayak  tırnaklarına  gelince: Sağ  ayağın  küçük  parmağından  başlayıp, sol  ayağın  küçük  parmağında  bitirmelidir.

d) Diş  ve  Ağız  temizliği: Diş  temizliği  ve  bakımı  konusunda  Resulullah  Efendimiz  hassas  ve  itinalı  davranmışlardır. Ümmetine de  bu  ciddi  mevzuda  sık  sık  ikazda  bulunmuşlardır. Bazılarını  zikredelim: “Eğer  ümmetime  güç  gelmeyecek  olsaydı  onlara  her  abdest  vaktinde ağızlarını  ve  dişlerini  temizlemelerini  emrederdim.”

“Misvak  ağzı  temizler, Allah’ın  rızasını  kazandırır.”

“Dişlerinizi  temizleyiniz, zira  bu  hal  mahza  nezafettir. Nezafet  ise  imana  râcidir. İman da  sahibiyle  beraber  cennettedir.”

Misvakın  Peygamberimiz  tarafından  kullanılması  ve  birçok  faydalarının  bulunmasına  rağmen  bugün  kullanılan  diş  fırçaları da  misvak  yerini  tutmaktadır. (Din  İşleri  Müşavere  Kurulu’na  göre) Ancak  fırçaların  naylon  olanlarından  kullanmalıdır.

e) Burun  temizliği: Hava  ciğerlere  giderken  burun  tarafından  süzülmekte  ve  böylece  sık  sık  kirlenmektedir. Bu  yüzden  çok  sık  temizlenmesi  gerekir.  Burun  temizliği  konusunda  Peygamberimizin  emirleri  şu  şekildedir: “Herhangi  biriniz  abdest  alacağı  zaman  burnuna  su  alsın  sonra  sümkürsün.”  “Herhangi  biriniz  uykudan  uyanınca  üç  defa  burnuna  su  alıp  sümkürsün.”

f) İstinca: Büyük  ve  küçük  haceti  yaptıktan  sonra  avret  yerlerini  temizlemektir. Bu  temizlik  müekked  sünnettir. İstincanın  Allah  indindeki  kıymet  ve  ehemmiyetini  göstermesi  bakımından  İbn-i  Abbas  ve  Ebu  Hureyre’den  gelen  şu  rivayet  dikkat  çekicidir. Kuba’lılar  hakkında  “Orada  temizlenmeyi  seven  adamlar  var.” (Tövbe – 108) mealdeki  ayet-i  kerime  nazil  olunca  Resul-i  Ekrem  (a.s.m.)  onlara  sordular.

- Allah  sizi neden  övüyor?

Onlar da  bu  suale: Biz  def-i  hacetten  sonra  su  ile  temizlenir  istinca  yaparız, cevabını  verdiler.

Ayrıca  Peygamberimiz  (a.s.m.) “İdrar  sıçramasından  sakınınız. Çünkü  azabın  çoğu  bundan  olacaktır.”  buyurmuşlardır.

B) Özel Eşya Temizliği:

a) İç  çamaşırlar  sık  sık  değiştirilmeli, ter  kokusuyla  insanlar  rahatsız  edilmemelidir.

b) Çorapların  temizliğine  özellikle  itina  gösterilir. Çıkarıldığı  zaman  giyilmeyecekse  hemen  yıkanır.

c) Herkes  kendine  ait  yatak, çarşaf  ve  havlusunu  kullanır, temizliğine  itina  gösterir. Dershaneye  ait  yatak, çarşaf  havlu  kullanılmaz.

d) Ayakkabılar  boyalı  ve  temiz  olarak  kullanılır.

e) Kişi  maddi  imkanına  göre  olan  elbiselerden  giyinmeli  ve  onu da  temiz  tutmalıdır. Giyilen  elbiseler  düzgün  kullanılmalı, sökükler  varsa  dikilmeli  ve  eşyalar  sağa  sola  atılmamalıdır.

2. Mesken Nezafeti

a) Evin  iç  ve  dış  temizliğine  itina  ile  bakılmalıdır.

b) Mutfak  takımlarının  temizliğine  dikkat  edilmeli, bulaşık  olan  yemek  kaplarını  yemekten  sonra  yıkayıp  intizamla  yerlerine  yerleştirmelidir.

c) Yemek  ve  su  kaplarının  üzerini  açık  bırakmamalı, iyice  örtmelidir.

d) Oturduğumuz  evin  sakinleri  temizlik  ve  intizamdan  büyük  bir  huzur  duyarak  hayatlarını  sürdürmeli, hariçtekilere  misal  olmalıdır.

e)  Dairenin  girişinden  başlayarak  umumun  temiz  tutması  gereken  odalar, tuvalet, banyo, mutfak, mescit  ve  hol  vs.  gibi  yerlerin  temizliğine  ehemmiyet  vermelidir.

A) Odalar  ve  Balkon  Temizliği:

a) Kitaplar, diğer  eşyalar  ve  elbiseler  düzenli  yerleştirilir  ve  her  an  bu  şekilde  kalması  temin  edilir.

b) Balkon  kirli  bırakılmaz, çamaşırlar  düzensiz  şekilde  serilmez  ve  kuruyanlar  hemen  alınır.

c) Haşarat-ı  muzırra  kabilinden  böcekler  varsa  uzaklaştırılır.

B) Mutfak  Temizliği:

a) Haftada  bir  zemin, mutfak  dolapları, buzdolabı, pencereler  temiz  bir  bezle  silinir  ve  kurulanır.

b) Günün  nöbetçisi  vazifesini  aksatmadan  bu  işleri  titizlikle, şevkle  ve  hizmet  anlayışı  içinde  yapar.

c) Ferdi  temizlik  kadar  dershane  temizliği de  ehemmiyetlidir. Hususi  eşyalarımızdan  ziyade  dershane  (vakıf) eşyalarına  ihtimam  göstermeliyiz.

d) Dershane, vazife  taksimi  yapılarak (günlük, haftalık, aylık, senelik vs) temizlenir.

e) Yemekler  vaktinde  hazırlanır  ve  israf  edilmez.

f) Yemekler, sofra  adabı  ve  sünnetlere  uyularak  yenilir.

g) Zikir, fikir  ve  şükür  unutulmaz. Yemekten  sonra  dua  yapılır.

h) Sofra  ortada  bırakılmaz. Bulaşıklar  mümkün  mertebe  bekletilmeden  yıkanır  ve  yerine  yerleştirilir. Ocak  silinir.

ı) Mutfak  süpürülür  ve  kendinden  sonraki  nöbetçiye  temiz  olarak  devredilir.

i) Yiyeceklerin  üzeri  açık  bırakılmaz, iyice  örtülür. Çöpler  dökülür.

C) Tuvalet  ve  Banyo  Temizliği:

a) Tuvalet, banyo, lavabo  ve  küvet  kullanan  kişi  tarafından  fayans, karolar  ve  ayna  nöbetçi  tarafından  temizlenir.

b) Varsa  asri  tuvalet  zaruret  olmadıkça  kullanılmaz.

c) Banyoda  misafir  için  bulundurulan  havlu  başkası  tarafından  kullanılmaz. Şahsi  eşyalar  gelişi  güzel  bırakılmaz.

XIV. TUVALET  ÂDÂBI

1. Lafza-i  Celal yazılı yüzük ve Kur’an ayetleri ile tuvalete girilmez. Yüzük avuç içine çevrilebilir. Ayetler  naylona sarılabilir.

2. Tuvalete  girmeden  önce  “eûzü  besmele”  çekmeli, çıkarken  “elhamdülillah”  demelidir.

3. Tuvalete  girmeden  önce  çoraplarımızı  çıkarmalı, pantolonumuzu  suyun  sıçramayacağı  kadar  katlamalıyız.

4. Allah ve Peygambe  ismi yazılı  bir şey yanında bulundurmamalıdır.

5. Tuvalete  sol  ayakla  girmeli  sağ  ayakla  çıkmalıdır.

6. Kıbleye, aya,  güneşe  karşı  önünü  ve  arkasını  dönmemeli, konuşulmamalı  zikredilmemeli.

7. Tükürülmez  ve  sümkürülmez.

8. Def-i  hacet  yaparken  avret  mahalline  ve  pisliğe  bakılmaz.

9. Otururken  sol  tarafa  meyletmelidir.

10. Tuvalet  taşını  ve  tuvaletin  kirli  taraflarını  temizlemelidir.

11. Tuvalet  taşına  dışkı  ya da  sidik  gibi  şeyleri  bulaştırmamalıdır.

12. Taharet  yaparken  su  ile  temizlenmelidir.

13. Ayakta  bevl  edilmemelidir.

14. Def-i  hacet  anında  mukaddes  şeyler  düşünülmemelidir.

 XV. BANYO  ÂDÂBI

1. Banyo  yapmadan  önce  misvakla  dişimizi  temizlemeliyiz.

2. Banyoda  Allah’ın  huzuruna  temiz  çıkmak  gibi, güzel  düşüncelerle  girmelidir.

3. Sol  ayağımızla  banyoya  girmelidir.

4. Girerken  “Bismillahirrahmanirrahim, pisliklerin her  cinsinden  ve  kovulmuş  şeytanın  şerrinden  Allah’a  sığınırım.”  demeliyiz.

4. Banyoyu  kimsenin  göremeyeceği  şekilde  kapatmalıyız.

 5. Hamamda  setr-i  avrete  riayet  etmeli  ve  peştamal  giymelidir.

6. İlk  girişimizde  sağ  ve  sol  omuzlarımızı  yıkamalıyız.

7. Suyu lüzumundan fazla israf etmemeliyiz.

8. Banyoda suyun  sıcaklığı gibi ürperten  hallerde cehennemi düşünmeli, bununla cehennem arasında  mukayesede bulunmalıdır.

9. Banyoda  konuşmamalı, aşikare  Kur’an  ve  ilahi  gibi  şeyler  söylememelidir.

10. Akşama  yakın, akşam  ile  yatsı  arasındaki  vakitlerde  banyoya  girilmemelidir.

11. Banyoda  su  dökünürken ayakta  su dökünmelidir. Oturarak su dökünmemelidir.

12. Banyoda küçük büyük abdest bozulmaz. Peygamberimiz bu hususta da önemle durur:

“Sizden biriniz banyo yaptığı yere idrar etmesin. Sonra bu idrar ettiği yerden abdest  almasın. Vesvesenin çoğu bundan ileri gelir.”

13. Banyo  yıkanan  tarafından  güzelce  temizlenir. Nahoş  görüntülere  meydan  verilmez.  Sabun, saç  ve  pis  su  artıkları  giderilir. Kirli  çamaşır  asılmaz. Kirli  olarak  bırakılmaz.

14. Herkesin  özel  banyo  peştamalı  olur  ve  kendi  peştamalını  kullanır.

15. Banyodan  evvel  saç, bıyık  gibi  yerleri  uzamışsa  düzeltmeli  ve  kısaltmalıdır.

16. Koltuk  altlarında  biten  tüyleri  azami  kırk  günde  bir  yolmak  ve  tıraş  etmek  müstehaptır.

17. Kasıkları  azami  kırk  günde  bir  temizlemek  sünnettir.

18. Sağ  gözümüze  üç, sol  gözümüze  iki  sürme  çekmek  ve  sürme  çekerken  sağdan  başlamak  Peygamberimizin  bir  sünnetidir.

19. Kestiğimiz  tırnakları, tüyleri  bir  parçaya  sararak  toprağa  gömmeli  ya da  yakmalıyız.

XVI. EV  İÇİNDEKİ  ÂDÂPLAR

1. Evin  içinin  temiz  tutulması  gerektiği  gibi, kapı  önü  ve  etrafı da  temiz  tutulmalıdır.

2. Ev  dayanıklı  olmalıdır.

3. Uyurken  evin  içinde  bulunan  ocağın  gazı  kapatılmalıdır.

4. Evin  önünde  evin  görünüşünü  bozacak  yahut  gelenleri  gidenleri  rahatsız  edecek  bir  şey  varsa  kaldırılmalıdır. Zira  insanlara  eziyet  veren  bir  şeyi  yoldan  kaldırmak  imanın  bir  parçasıdır.

5. Ev  eşiğinde  veya  kapı  önünde  oturmaktan  sakınmalıdır. Umumun  faydasına  olan  yolu  işgal  etmek  uygun  düşmez. Oturmak  gerekiyorsa  yol  payı  verilmelidir.

6. İç  çamaşırlarımızı  insanların  göremeyeceği  şekilde  kurutmalıyız.

XVII. YOLCULUK ÂDÂBI

1. Yolcu, yolculuk  müddetince  İslam  adabına  riayet  etmelidir. Seyahate  çıkmadan  önce  borçlarını  ödemeli, emanetlerini  iade  etmeli, yol  için  helal  para  hazırlanmalı  ve  kendisine  münasip  düşen  Salih  bir  arkadaş  bulmalıdır.

2. Seyahatten  önce  bulunduğu  muhitin  din  büyüğüne, ailesine, dostlarına, arkadaşlarına  veda  etmeli  ve  gideceği  yer  için  bir  ricaları  olup  olmadığını  sormalıdır.

3. Yolculuğun  sıhhat  ve  selameti  için  Allah’tan  yardım  talep  etmelidir.

4. Yola  çıkmadan  önce  iki  rekat, vardığı  yerde  ve  dönüşünde de,  yine  mümkün  olursa  ikişer  rekat  namaz  kılmak  müstehaptır.

5. Yola  çıkmazdan  evvel  yedi  fakire  sadaka  vermek  hayırlıdır.

6. Kalanlarla  helalleşip  “Sizi  Allah-ü  Teala’ya  emanet  ediyorum. O  emanetleri  zayi  etmeyendir. Hiç  birinizi  hak  yoldan  ayırmasın” denilir.

7. Yola  çıkarken  yedi  Ayet-el  Kürsi, her  biri  sıra  ile  ileriye, geriye  (arkaya), sağa, sola, yukarıya, aşağıya  doğru  olmak  üzere  altı  yöne  ve  yedincisinde  kendisine  bir  kere  okuyup  Salavat-ı  Şerife  ile  birlikte  Peygamberimizin  ruh-u  şerifine  hediye  etmelidir. Nebiyyi Zişan’ın hürmetine selametle  gidip  gelmeyi,  dünya  ve  âhiret  işlerine  hayırla  muvaffak  olmayı  Cenab-ı  Hak’tan  dilemeliyiz.

 XVIII. HASTA  ZİYARETİ

1. Hasta  olan  kimseye  ziyarete  gitmeden  evvel  abdest  almalı, abdestle  Cenab-ı  Hakk’a  dua  ve  temennide  bulunmalıdır.

2. Müslümanlar  hasta  olan  dostlarını, ahbaplarını  ve  komşularını  münasip  zamanlarda  gidip  ziyaret  etmeli, afiyetlerine  duada  bulunmalıdırlar.

3. Hasta  ziyaretinde  onlara  ümitsizlik  verici  sözler  değil, teselli  verici  sözler  söylemelidir.

XIX. TAZİYE / BAŞSAĞLIĞI  ZİYARETİ

1. Vefat  sebebiyle  ziyarete  gidilirse, başsağlığı  dilemeli  ve  hüzünlerini  hafifleten  şeylerden  bahsetmelidir.

2. Her  şeyin  Allah (c.c.) tarafından  ezelde  takdir  edildiğini  ve  sabırlı  olmanın  faziletlerini  anlatmak  lazımdır. Sabredilmezse Allah’a  (c.c.)  asi olunacağı  hatırlatılmalı  kalanlara  uzun  ömürler  dilemelidir.

3. Ölen  kimsenin  kötülüklerinden  konuşup, yakınlarını  ve  ailesini  rencide  etmemelidir.

 XX. KABİR  VE  TÜRBE  ZİYARETİ

1. Kabir  ziyareti  Şer-i  Şerif  nazarında  müstehaptır.

2. Kabir  ziyaretini  temiz  olarak, abdestli, gusüllü  yapmalıdır.

3. Kabirde  yatan  ölünün  halini  tezekkür  etmeli, müteessir  olup  ağlamalıdır.

4. Kerahet  vakti  değil  ise  kabre  karşı  olmamak  şartıyla  Allah  rızası için namaz  kılmalıdır.

5. Kabre  ve  umum  kabirlere, dirilere  selam  verir  gibi  selam  vermelidir.

6. Mümkün  ise  dinen  tergib  edilen  Sure-i  Şerifleri  ve  Ayet-i  Celileyi  yahut  üç  defa  İhlas-ı  Şerif  suresini  okumalı  ve  hasıl  olan  sevabı  ve  hasenatı  evvela  Peygamber  Efendimizin  Ruh-u  Şerifleri  vasıtasıyla  o  kabrin  sahibi  ile  beraber  bütün  ehl-i  imanın  ruhlarına  hediye  etmelidir.

7. Kabir  ziyareti  ayakta  veya  otururken de  olur.

8. Kabrin  sağ  tarafında  durmalıdır.

9. Yahudi  ve  Hıristiyanlar  gibi  kabrin  etrafına  tavaf  etmemelidir.

10. Kabre, taşlara  ve  parmaklıklara  yapışmamalıdır. Hiçbir  şeyi  öpmemelidir.

11. Kabirlere  kandil  ve  mum  yakmamalıdır. Çelenk  koymamalıdır. Bu  gibi  şeyler  mes’uliyeti  muciptir. İslam  dininde  yasaktır. Çünkü  israf  haramdır.

12. Kendisi  ve  ölü  namına  Allahu  Teala’ya  istiğfar  etmelidir.

13. Peygamberler, Ashab-ı  Kiram, Ulema, Evliya, Sülehay-ı zevil  ihtiram  hazerâtı  ile  Cenab-ı  Hakka  tavassut  etmelidir.

14. Kabirden  ayrılırken  fatiha  okuyup, kabulünü  Allah’tan  niyaz  etmelidir.

 XXI. HİZMET  VE  MUAMELAT

1. Dershanede:

Dershaneler,  Nur  hizmetinin  ana  merkezi  aynı  zamanda  cami, mescid  hüviyetinde  olduğu  için  temizliği  kadar  harekat  ve  muamelatımızda (davranışlarımızda) Sünnet-i  Seniyye  ve  Nurların  ölçülerine  bina  ederek  hizmete  daha  çok  vesile  olmaya  çalışmak  gerekir. Bu  münasebetle:

a) İhlas  ve  uhuvvet  düsturlarına  riayet  edilir. Bunun  için  on beş  günde  bir  İhlas  ve  Uhuvvet  Risaleleri  okunur. Bilindiği  gibi  İhlas’ın  başında  “Bu  lem’a  laakal  her  on beş  günde  bir  defa  okunmalı”  ibaresi  vardır.

b) Üstadımızın  ifade  ettiği  gibi,  Sözler’i  kendi  malımız  gibi  kabul  ederek  onun  neşrine  büyük  bir  ihtimamla  ve  sadakatle  çalışmayı  en  büyük  vazife  bilmek  gerektir.

c) Dershanede  yatma, oturma, konuşma  ve  bütün  davranışlarda  Sünnet-i  Seniyye  ölçüleri  ve  adab-ı  muaşeret  kaidelerine  riayet  edilir.

d) Dershanede,  ders  varsa  görevli  kardeşin  dışındaki  bütün  dershane  sakinleri  derse  katılır. Lüzumsuz  yanan  elektrikler  söndürülür. Mutfak  ve  antrede  konuşulmaz. (Ders dinleyenlerin  dikkatini  dağıtacak  şekilde  hareketlerden  kaçınılmalıdır.)

e) Dershane  sakinleri  talebe  derslerine  istisnasız  katılırlar.

f) Meşru  bir  mazereti  yoksa  diğer  derslere de  katılmaya  çalışmalıdırlar. (Bu  konuda  Son  Şahitler  c.1  s.310’da  Ahmet  Gümüş  Ağabeyin  hatıralarına  bakılabilir.)

g) Kardeşler  her  gün  aksatmadan  şahsi  dersini  yapar.

h) Misafir  gelince  temiz, düzgün  bir  kıyafetle  kapı  açılır. Güler  yüzlü  davranılır, tanışılır. Geldiği  yerden  hizmetler  sorulur, ikram  edilir. Gerekirse  gezdirilerek  yardımcı  olunur. Ve  mümkün  mertebe  garajdan  uğurlanır.

ı) Mazereti  olmayan  kardeşler  düzgün  bir  kıyafet  ve  çorapla  misafirin  yanında  bulunurlar.

i) Az  konuşulup  mümkün  mertebe  Risale-i  Nur  okunur.

j) Hususan  yüksek  sesle  konuşulmaz  ve  kahkaha  ile  gülünmez.

k) Dershane  giriş  ve  çıkışları  sessiz  ve  ciddiyetle  yapılır.

l) Komşularla  iyi  geçinilir, rahatsız  etmekten  kaçınılır.

m) Perdesiz, elektrik  yakılmaz  gündüz  tülsüz  durulmaz  ve  zaruret  olmadıkça  pencereden  bakılmaz.

n) Kira  vesaire  gibi  maddi  meseleler  vazifeli  kardeşe  aksatılmadan  ve  istenmeden  verilir.

o) Uyku  meselesi  28.  Lem’a  sh. 288’de  izah  edildiği  gibi  Sünnet-i  Seniyye  ölçülerine  uyularak  halledilmelidir.

p) Kardeşler  arasında  nezih  ifadeler  kullanılır.

2. Okulda  ve  Dışarıda

a) Bir  Nur  talebesi,  özellikle  dershanede  kalan  bir  talebe,  dershanede  olduğu  gibi  okulda  ve  dışarıda da  Nur’un  izzetini  korumaya  elinden  geldiğince  gayret  eder. Nur  talebeliğinin  şahsında  göstererek  numune-i  imtisal  olur.

b) Okula  gidiş  ve  dönüşlerde,  ihtiyaç  ve  ziyaret  için,  dışarıya  çıkışlarda  mümkün  mertebe  yalnız  çıkılmaz  bir  kardeşle  beraber  çıkılır.

c) Okulda  kardeşler  arasında  azami  tesanüt  ve  azami  irtibat  sağlanır.

d) Diğer  cemaatlerle  ölçüler  muvacehesinde  iyi  geçinilir.

e) Talebe  dersine  getirebileceğimiz  bir  arkadaşımız  varsa,  münasip  bir  şekilde  davet  edilir.

f) Müsbet  fikirli  hocalarla  tanışılır  ve  ziyaret  edilir.

g) Okuldaki  hademelere  selam  verilir  ve  hal  hatır  sorarak  ilgilenilir. Mümkün  mertebe  onlarla  iyi  geçinilir.

h) Derslerimizde  başarılı  olarak  hocalarımıza  ve  arkadaşlarımıza  kendimizi  kabul  ettirmeye  çalışmalıyız.

ı) Hocalarla  lüzumsuz  münakaşalara  girmeden, daha  ziyade  talebe  arkadaşlarla  ilgilenmeye  çalışmalıyız.

i) Talebe  arkadaşlarımızla  münakaşa etmeden, Hizmet Rehberi’ndeki ölçü  ve düsturlar  muvacehesinde  hareket  etmeliyiz.

j) Çevremizdeki herkesle iyi münasebetler içinde bulunarak, mümkün mertebe örnek olmağa  çalışmalıyız.

k) Üstadımız “Nefsini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez.”  diyor. Öyle  ise  önce  kendi  nefsimizi  ıslaha  çalışmalıyız.

l) Muhatabımızın  seviyesine  göre  mevzuları  seçmeliyiz.

m) Daima  iyiyi  ve  güzeli  nazara  verip,  batıl  şeyleri  tasvir  etmemeliyiz.

n) Kendimizi  iyi  yetiştirip,  bilmediğimiz  konulara  girmemeliyiz.

o) Üstadımız  “İmanî  meselelerin  münakaşa  suretinde  bahsi  caiz  değildir” diyor. Öyle  ise  biz de  münakaşa  etmemeliyiz.

ö) Hizmet Rehberi’ndeki düsturlar ve Sünnet-i  Seniyye  ölçüleri  muvacehesinde,  hâl  ve  hareketlerimizi  kontrol  etmeliyiz  ve  çevremize  örnek  olmaya  çalışmalıyız.

Cenâb-ı  Hak, fazl  ve  keremiyle, bu  hizmette  halisane, muhlisane  bizi  ve  umum  Risale-i  Nur  şakirtlerini  daim  muvaffak  eylesin. Âmin… (Kastamonu Lahikası – 118)

(Suffa Vakfı Tüzüğünden alınmıştır.)