"İbadet ve camideki müsâvât üssül-esas-ı meslek edilse, umur-u uhreviyeden olan hamîyet-i millî kuvvetiyle ve teşebbüs-ü şahsî yardımıyla cüz’i muhabbetler öyle bir câzibe-i umumîyeyi teşkil eder ki..." İzah eder misiniz?


"Üçüncü Hakîkat: İbadet ve camideki müsâvât üssül-esas-ı meslek edilse, umur-u uhreviyeden olan hamîyet-i millî kuvvetiyle ve teşebbüs-ü şahsî yardımıyla cüz’i muhabbetler öyle bir câzibe-i umumîyeyi teşkil eder ki; Kürd gibi bir kitle-i azimeyi küre gibi tedvîr edecektir. Lâkin haysiyet-i i’tibariyeyi ele almak ve o müsâvât-ı aslîyeyi ihlâl etse; mik­ropların yuvası gibi ağraz ve enaniyetler intişara başlayacaktır. Ki tiryak yine o müsâvâttır. Zîrâ herkesin bir enesi var."

'Ne nesil iledir, ne sâl iledir
Ne câh iledir, ne mal iledir
Beyim ululuk, kemâl iledir.'(*)

Beyti bu hakîkata şahiddir."(1)

Eşitlik, bu asrın en önemli gereklerinden birisidir. İslam’ın birçok kanun ve ibadetlerinde eşitlik ilkesi hükmetmektedir. Mesela, camide mevki ve statüsü ne olursa olsun her mümin eşittir. İbadetler konusunda da zengin fakir, alim cahil, işçi patron aynı ve müsavidir.

İslam’ın bu temel ilkeleri insanların ene ve kibrini terbiye edip ıslah eden bir özelliğe sahiptir. Bu da dolaylı olarak İslam milleti arasında müthiş bir bağ ve sevgiyi tesis ediyor, sahabelerde olduğu gibi.

İslam’ın bu eşitlik esası ister milletler arasında olsun ister bireyler arasında olsun tatbik edilmez, herkes mevki ve statüsüne göre itibar kazanırsa, ene ve imtiyaz mikrobu uyanıp yaygınlık kazanır ve muhabbet yerine düşmanlık yeşerir. Bu Kürtler için de aynıdır, feodalite ve ağalık sistemi bunun en somut ispatı niteliğindedir. Evet, Merhum Namık Kemal'in dediği gibi, "İnsanın kemali ne hanedanından, ne yaşından, ne oturduğu makamdan, ne sahip olduğu maldan gelir. İnsanın kemali, kalbinde ve ruhunda taşıyıp sahip olduğu iman, İslam, ve insanlık cevherinden ve hazinesinden gelir." 

Dipnotlar:

(*) Namık Kemal.
(1) bk. Asar-ı Bediyye, Nutuklar, Nutuk-7, İttihad Yay., İstabul 2002, s.548.