Risalede, "Risale-i Nur'un bir hassası da odur ki, sair ulemanın eserlerinden farklı olarak fikri muhalifi zikretmeden ispatı yapıyor." gibi bir beyan var. Bu ifadeyi nasıl anlamalıyız?


Bu sorunuza birkaç açıdan cevap vermek mümkündür:

Birincisi, felsefenin en tehlikeli kısmı teferruatta boğulmak kısmıdır ki, çokları bu teferruatta boğuluyorlar. Üstad Hazretlerinin "muhalif fikirleri zikretmeme" prensibi, felsefenin bu karmaşık ve lüzumsuz teferruat kısmıdır diyebiliriz. Mesela, Karl Marks’ın fikirlerini bütün teferruatı ile anlatıp sonra cevap verse, çok insanlar bu teferruatlı anlatımdan zarar görecekler.

Risale-i Nurlar her ne kadar soruları ince ve derin bir şekilde tasvir ediyor olsa da, teferruata girmediği için saf zihinleri zedelemiyor.

İkincisi, Risale-i Nur'un muhalif fikirleri bahsediş şekli, dikkatli ve temkinlidir. Meselenin özünü veriyor, ama işe yaramayan kabuklu kısmını terk ediyor. Bir de cevaplar sorulardan daha yüksek ve tatmin edici olduğu için, o soruların cüzi zararlarını hiçe indiriyor. Yani bir cihetle muhalif fikirlerin dozajı bir ilaç hassasiyeti ile muhatabına takdim ediliyor.

Özetle, Üstad Hazretleri eserlerinde müminlerin aklını ve zihnini bulandıracak batıl ve muzır mefkurelerden bahsederken, onların fikirlerini teferruatı ile ilan etmeden esaslarını çürütür. Ta ki müminlerin saf zihinleri bulanmasın. Onun için muhalif düşünce ekollerini uzun uzadıya tarif etmez, sadece mesleğine ilişen esasa dair noktalarda, onların bozuk ve çürük taraflarını gösterir.