"Esas-ı velâyet ve esas-ı takvâ ve esas-ı azimet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniye gibi ince, fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir." cümlesini izah eder misiniz?


"Meselâ, hâdisât-ı zamaniye bahanesiyle Vehhâbîlik ve Melâmîliğin bir nev'ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış. Risaletü'n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil, fakat herhalde hakikat-i İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takvâ ve esas-ı azimet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniye gibi ince, fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisâtın fetvalarıyla onlar terk edilmez."(1) 

"Esas" bir şeyin temeli, özü ve ruhu anlamında kullanılıyor. Dolayısı ile "esas-ı velayet" ifadesi "velilik müessesesi" anlamına geliyor. Risale-i Nurlar velayetin önemli bir kaynağı olan tasavvuf ve tarikatı kabul ettiği gibi, onu güzelce müdafaada ediyor; bu Nur talebelerinin asli bir vazifesidir.

"Esas-ı takva" ve azimet de günahlardan kaçınmak anlamına geliyor ki Risale-i Nur talebelerinin, iman hizmetinden sonra en önemli vazifesi takva ve azimet ve bunlara hizmet etmektir.

"Esas-ı sünnet", sünnete ittiba etmek anlamına geliyor ki, bu zaten dine hizmet anlamı taşıyor ve her Müslümanın asli bir vazifesidir.

Maalesef günümüzde bazı bidat fırkalar hem tarikatı, hem takvayı hem de sünneti tahrip etmeye yelteniyorlar. Nur talebelerinin iman hizmetinden sonra bu fırkalarla mücadele etmesi asli bir vazifesidir.

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (48. Mektup).