"Lisanda kuvve-i zâika namında bir cihazla mat’ûmat adedince mânevî, ince ince mizancıklar konulmuştur." cümlesini izah eder misiniz?


Her bir yemek her bir lezzet her bir nimet, Allah’ın isim ve sıfatlarına işaret eden birer mizan birer ölçü birer işaret levhası gibidir. İnsan bütün bu nimetleri ve yemekleri dilindeki tat alma yeteneği ile kavrayabiliyor. Doğal olarak insanın elli gramlık et parçası olan dili, dünyadaki bütün lezzetleri tadan ve tartabilen bir mizancık oluveriyor.

İnsanın dilindeki tat alma duygusu, Allah’ın vermiş olduğu envai nimet ve rızıklara yöneldiği zaman, dünya mutfağında pişirilen leziz nimetlerin kadir ve kıymetlerini bilen ve o nimetleri veren Allah’a şükran hissi taşıyan yüksek ve kıymetli bir müfettiş oluyor.

Aynı dil bu misyonu terk ederek sadece nefis ve şeytan hesabına çalışsa, yani rızkı verene teşekkürü  düşünmeyerek sadece rızka müteveccih olsa, o zaman o kıymetli ve ulvi makamdan düşüp bağırsaklara ve mideye adi ve basit bir kapıcı ve yasakçı hükmüne geçiyor.

"Manevi" kelimesi, nimet içinde nimeti vereni düşünmek ve Ona müteveccih olmaya işaret ediyor.