Risale-i Nurları okurken tatmin olacak şekilde istifade ediyorum. Fakat dışarıda bir çiçeğe veya ağaca ya da yıldızlara baktığımda, Risale-i Nur'daki manalar aklıma gelmiyor, o gözle bakamıyorum. Bu bir eksiklik midir; ne yapmam gerekir?


Risale-i Nurları hayata ve realiteye uyarlamak için gaflet ve ülfet perdelerini yırtmak gerekiyor.

Gaflet, kelime olarak dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık gibi manalara geliyor.

Dini bir terim olarak gaflet;  en mühim vazife olan Cenab-ı Hakk'a itaat ve ibadeti terk edip, önemsiz ve kıymetsiz şeylerle uğraşmak ve nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allah’ı ve ahireti unutmak anlamına geliyor.

Gafletin çok mertebe ve dereceleri vardır. Küfür bir gaflet-i mutlak olduğu gibi, ibadetlerdeki eksiklikler de bir gaflettir. Bu yüzden gaflet sadece küfür ve fısk ile sınırlı bir kavram değildir. Marifetin zirvesinde olan asfiyalar bile gafletten şikayet edip, o hallerine tövbe etmişler. İmanın yoğunluğunda bile gaflet bulunabilir. Hatta manevi terakki yolunda bir alt makam bir üst makama nispetle gaflet telakki edilmiştir. Hazreti Peygamber (asm)'in günde yüz defa tövbe etmesini, tasavvuf alimleri terakkiden gelen makamlar arasındaki nispi gaflete yapılan bir tövbe olarak değerlendirmişlerdir. Yani Peygamber Efendimiz (asm) sürekli terakki içinde olduğu için, bir alt makamı bir üst makama göre gaflet telakki edip, onun için istiğfar etmiştir, derler.

Küfür, gafletin en koyu ve en kesif halidir. Bütün kainat Allah’a ve ahirete güneş gibi parlak birer delil de olsalar, nitekim öylededirler, küfrün kesif ve koyu girdabında sönükleşip kaybolurlar. Küfür gafletinin bu koyu ve kesif halini ancak ve ancak hidayet ve iman ışığı yırtabilir ki, burada yine iş insanın irade ve talebinde bakıyor. Yani insan, iradesini hidayet ve imandan yana sarf etmedikçe, gaflet sarmalından kendini kurtaramaz.

Gaflet öyle sinsi bir hastalıktır ki, hidayet ve iman sahasında da varlığını devam ettiriyor. İman etmiş birisi, imanın yoğunluğunu ve aktifliğini her daim hissedip yaşayamıyor. İman etmiş ama imanın tadını, kokusunu alamıyor. Bunun yegane sebebi gaflettir. Evet gaflet imanın tesirini kırıp, imanı kalbin derinliğine hapseden zehirli ve fark edilmeyen sinsi bir düşmandır. Bu düşman, uzun vadeli hesaplar yapar ve hedefi ise, imanı kalpten tart etmektir.

Günahlar gafletin sivri başlarıdır. Nasıl ciğerdeki sinsi bir hastalık deride çıban şeklinde tezahür ediyor ise, gaflet de günah ve fısk şeklinde tezahür ediyor. Günahlar gafletin sinsi ve tehlikeli meyveleridir. Gaflet, tövbe ve tefekkür ile imha edilmez ise, neticesi helakettir.

Gafleti besleyip zinde tutan ülfet, ünsiyet, meşgale, zaafı iman gibi şeylerdir. Bunlar kökten tedavi edilmedikçe, gaflet kanseri de tedavi edilemez. Gafletin en büyük ilacı ve zıddı, huşu ve huzurdur. Huşu ve huzur Allah’ın huzurunda olduğunu idrak edip, ona göre hareket etmek anlamındadır.

Allah’ın huzurunda olduğunu sürekli akılda ve zinde tutmanın tek yolu,  her şeyde ona açılan marifet pencerelerini görebilmek ve okuyabilmek ile mümkündür. Yani bir çiçeğe, bir böceğe, bir yıldıza baktığımız zaman, Allah’ın isim ve sıfatlarını o şeylerde görebiliyor isek, o zaman her şey bize onu hatırlatır ve onu gösterir.  Işık nasıl karanlığın düşmanı ise, huşu ve huzur da gafletin düşmanıdır.

Böyle bir huzur ve meleke ancak sağlam ve tahkiki bir iman ile kazanılır. Bu zamanda sağlam ve tahkiki iman dersini Risale-i Nurlar veriyor. Risale-i Nurlarla ile meşgul olmak, onun penceresi ile tefekkür etmek, o güzel huzur ve meleke durumunu temin edebilir ve ediyor. Eczanelerden hastalığımız için ilaç aldığımız gibi, kitapçılardan da gafletimiz için Risale-i Nurlar almalıyız vesselam.