"Biri de belâ ve musibetlerdir. Bunlar zâildir, devamları yoktur. Zevalleri düşünülürse, zıtları zihne gelir, lezzet verir." İzah eder misiniz?


"Zeval-i lezzet elemdir", yani lezzetin bitip tükenmesi insana acı ve ıstırap verir. Bunun aksi olan "zeval-i elem de lezzettir", yani insanın başındaki bir sıkıntı ve azabın gitmesi de büyük bir lezzet ve saadettir. Zıtlar birbirini kovalarlar, bu bir sünnetullahtır.

Dolayısı ile müminler, şu imtihan dünyasında başına gelen musibet ve sıkıntılara bu nazarla bakmalıdırlar. Dünya hayatında başa gelen hiçbir musibet ve sıkıntı daimi ve kalıcı değildirler, bunlar belli bir İlahi hikmet ile gelirler, sonra zail olup giderler.

Münkir, "nimet tesadüfen geldi, gidişi de tesadüfidir; öyle ise bu lezzet ve nimetin bir daha benim semtime uğraması mümkün değil" diyerek, nimetin devamının garantisi olan Allah’ı inkar ettiği için, nimet ve lezzet ruhsuz ve devamsız oluyor.  Lezzeti gidiyor, yarası ve azabı kalıyor. Zira o lezzete kalben bağlandığı ve aralarında bir ünsiyet oluştuğu için, lezzetin gitmesi onda daimi bir yara ve acı bırakıyor.

Musibet ve sıkıntılarda da durum tersinedir. Yani mümin için musibetin sıkıntısı gider lezzeti ve nuru yani sevabı gelir. Musibetin dumanları ise, musibet anında insanın çektiği sıkıntı ve meşakkatlerdir. Kâfirin dünyada haram olan zevkleri biter, başına günahları kalır; onun hesabını da ayrıca ahirette çeker demektir.