"Evet, Bediüzzaman nâdire-i hilkattır..." Bunu nasıl anlamak gerekir? Üstad mütevazılıkta zirve iken, burası Külliyat'a nasıl girmiş?


"Bediüzzaman" ile "nadire-i hilkat" tabirleri birbirine yakın manalar ifade etmektedir. Bu gibi unvanlar genelde "asrının hâkimi, asrının âlimi, asrının müceddidi, asrının benzersizi" manalarına geliyor ki, bu gibi iltifatlar bütün büyük evliya ve müceddidler için sarf edilmiştir.

Yoksa bu gibi unvanlar -hâşâ- mutlak bir şekilde söylenmiyor. Şayet mutlak olarak söylenmiş olsalar, o zaman peygamberlerden de üstün olması iktiza eder ki, bunun butlanı zahirdir. Buna benzer birçok ifadeler takriz olarak Risale-i Nur'da geçmektedir. Mesela:

"Evet, Said Nursî, Cenab-ı Hakk'ın mâhiyet-i insaniyede derc ettiği hadsiz envâ-ı kemâlâtın hepsinde en ileri ve en mükemmeldir..."(1)

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bu gibi ifadeler Üstad Hazretlerine ait olmayıp talebelerinin kaleme aldığı bir hüsn-ü şehadet ve bir takrizdir. Hakiki kemal başkalarının şehadeti ile sabit olan kemaldir.

Ayrıca Sekizinci Şua'da Üstadımız bu gibi ifadelerin aslında kendisine emaneten söylendiği, hakikatte bu tabirler Risale-i Nurların sıfatları ve unvanları olduğunu şöyle ilan eder:

"Hem şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyakatim olmadığı halde, bana verilen 'Bediüzzaman' lâkabı benim değildi. Belki Risale-i Nur’un mânevî bir ismiydi; zâhir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış. Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş."(2)

"Konferans" Üstad Hazretlerinin tasdiki ile Külliyat'a dâhil edilmiştir.

Dipnotlar:

1) bk. Tarihçe-i Hayat, Emirdağı Hayatı.

2) bk. Şualar, Sekizinci Şua.