"Her bir tabakat-ı mahlûkatta, her bir semâda bir isim, bir ünvan-ı İlâhî hâkimdir; sair ünvanlar da onun zımnındadır." Bin bir esma var, yedi tabakadan bahsediliyor. Bin bir tabaka olması gerekmez miydi?


İsimlerin galiben tecelli ettiği  tabaka ve daire ile semanın tabaka ve dairesi bir birinden farklıdır. Semanın birinci tabakasında bütün isimler tecelli ettiği gibi, yedinci tabakasında da bütün isimler tecelli eder. Bu bahiste geçen "sema" kavramı, isimlerin parlak bir şekilde tezahür ettiği daire anlamında kullanılıyor.

Evet, Allah’ın bütün isimlerinin mahlukat aleminde tecellisi vardır.  Ve her isminin galiben tecelli ettiği bir arşı, bir mahalli vardır. O isimler, umumda tecelli ettiği gibi, bir cüzide de tecelli ediyor. Umumda tecelli etmesine vahidiyet, cüzide tecelli etmesine ise ehadiyet denir.

Mesela, bir serçe kuşunun rızkını, hangi isim tedarik ediyorsa, bütün rızka muhtaç olan canlı mahlukatın rızkını da aynı isim tedarik ediyor. Serçe kuşunun cüzi rızkını tedarik etmeye ehadiyet, bütün mahlukatın rızkını tedarik etmeye de vahidiyet diyoruz.

Ehadiyet, yani cüzi tecelli ise, vahidiyetin, yani umumi tecellinin küçük bir modeli olduğundan, umumundan süzülüp gelen bir basit nümunesi olmasından, vahidiyette şaşaalı bir şekilde tecelli eden isimlerin manaları, ehadiyette de okunaklı ve basit olarak bulunur. En cüzi nazarlar dahi ehadiyeti rahatla ve ihata ile okuyabilirler. Ama vahidiyeti, cüzi ve avamın ihata ile okuması ve huzuru kazanması zordur.

Bu girişten sonra maksada geçecek olursak, Allah, Habibine miraç vasıtası ile bütün isim ve sıfatlarının umumi ve cüzi tecelliyatını ve eserlerini ve her isminin arşı olan makamları tek tek gezdirip gösterdikten sonra, final olarak, bütün o umumi ve cüzi tecelli ve cilvelerin menbaı olan Zat-ı Akdes'ini de göstermiştir.