"Aynen onun gibi: İnsandaki cihazât-ı mâneviye ve letâif-i insaniye ki, herbirisi hayvana nisbeten yüz derece inbisat etmiş." insanla hayvanın mahiyet farklılığı "cihazât" açısından anlatılarak gayeleri nazara veriliyor, izah eder misiniz?


Cenâb-ı Hak insanın yaratılış gayesini şöyle bildiriyor:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

Âyette geçen “ibâdet” kelimesine Üstadımız ve birçok tefsir âlimi  “marifet” mânası vermişlerdir. Yani, insan bu dünyaya Allah’ı tanımak, O’na îman ve ibâdet etmek için gönderilmiştir.

Bilindiği gibi, Allah’ın zâtının mahiyetini bilmek insan aklının çok ötelerindedir. Üstat Hazretlerinin buyurduğu gibi “Hakikat-ı mutlaka mukayyed enzâr ile ihate edilmez.” Allah’ın zâtı hakkında düşünmek şirk kabûl edilmiştir. Zîrâ, akıl mahlûk olduğu gibi onun düşündüğü, anladığı, tasavvur ettiği her şey de mahlûktur.

On Dokuzuncu Söz’de beyan edildiği gibi “Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var.”:  Kâinat kitabı, Resul-ü Ekrem efendimiz ve Kur’ân-ı Azimüşşan.

Akıl bu üç kaynağı incelemek, onlardan ders almak suretiyle marifetini inkişaf ettirebilir. İşte insana verilen cihâzâtın hayvana nisbeten çok fazla ve ileri derecede olmasının asıl hikmeti  bu üç kaynaktan istifade edebilmesidir.

İnsan; îman ve marifetin hadsiz mertebelerinde ilerlemek, kâinat kitabını çok yönlü olarak küllî tefekkür etmekle vazifeli olduğundan cihazları da ona göre verilmiştir. Üstat Hazretleri bu paragrafta o binlerce cihazdan nümûne olarak dört cihazı nazara veriyor. Bunlardan ikisi bedene takılı, ikisi de ruha ait cihazlardır.

“Meselâ, güzelliğin bütün meratibini fark eden insan gözü ve taamların bütün çeşit çeşit ezvâk-ı mahsusalarını temyiz eden insanın zâika-i lisaniyyesi ve hakaikın bütün inceliklerine nüfuz eden insanın aklı ve kemâlâtın bütün envaına müştak insanın kalbi gibi, sâir cihazları, âletleri nerede? Hayvanın pek basit, yalnız bir iki mertebe inkişaf etmiş âletleri nerede?"(1)

Hayvanın gözü “rızkını, yolunu  ve  düşmanını görmek” gibi birkaç görev yapar. İnsan gözü ise eşyaya serpiştirilen birbirinden farklı nice güzellikleri seyretmek, bunların düşünülmesi için akla yardımcı olmak gibi çok önemli görevler üslenmiştir.

İnsan dili de hayvanlarda olduğu gibi birkaç çeşit gıdanın tatlarına bakmakla yetinmez. Hayvanî ve nebatî, sayılamayacak kadar çok gıda yanında,  insanın bu gıdaları pişirmek suretiyle ortaya koyduğu yine sayılamayacak kadar çok yemeğin tatlarını zevk edebilmekte, Allah’ın Rezzak ismini çok geniş bir dairede tefekkür etmesi için akla yardımcı olmaktadır.

Aklın bu güzellikleri ve bu nimetleri idrak etmesinin asıl hedefi de kalbin, bu varlıkların Yaratıcısına îman etmesi, O’nun kemâline müştak olması ve O’na karşı şükür ve minnettarlığını çok geniş bir dairede ve küllî mânada îfa etmesidir.

İnsana verilen bu zengin cihâzât onun marifet ve muhabbetinin artmasına hizmet etmezse, insanın hayvandan üstünlüğü, sadece,  daha çok manzara seyretmek ve daha çeşitli şeyleri yemek ve içmekten ibaret kalır.

Dersin devamında Üstat Hazretleri bu mânayı çeşitli yönleriyle hârika bir şekilde nazara veriyor.

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.