"Fakat bütün o Pencerelerin menbaı ve madeni ve aslı olan Kur'ân'a gayet mücmel bir surette, gayet basit bir tarzda bakılsa dahi, yine gayet parlak, nuranî bir pencere-i câmiadır." cümlesini izah eder misiniz?


"Bütün geçmiş Pencereler, Kur'ân denizinden bazı katreler olduğunu düşün; sonra Kur'ân'da ne kadar âb-ı hayat hükmünde olan envâr-ı tevhid var olduğunu kıyas edebilirsin. Fakat bütün o Pencerelerin menbaı ve madeni ve aslı olan Kur'ân'a gayet mücmel bir surette, gayet basit bir tarzda bakılsa dahi, yine gayet parlak, nuranî bir pencere-i câmiadır."(1) 

Otuz üç pencere Kur’an’ın haşmetli manası yanında her ne kadar zayıf ve sönük kalıyor olsa da insana bakan yönüyle gayet parlak gayet kati gayet ikna edici delillerdir, denilmek isteniyor.

Yani bu pencereler Kur’an ile kıyaslandığında, denizden bir damla iken, insan aklı ve tefekkürü ciheti ile kıyaslandığında ise parlak, nurani, hatta keramet derecesinde harika beyan ve deliller demektir.

Çok güzel ve yakışıklı bir adam Hz. Yusuf (as)’in yanında çirkin dururken, normal insanların yanında gayet güzel ve yakışıklı oluyor. Yani bir adamın güzelliği nispet edildiği şahsa göre farklılık arz ediyor. Risale-i Nur'un parlak ve nurani oluşu da aynı örnekteki gibi nispi ve izafidir. Risale-i Nur'un eczaları Kur’an yanında basit ve mücmel kalsa da insanların aklı yanında gayet parlak ve nuranidir.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Üçüncü Pencere.