Samimi bir mümin ile halis bir nur talebesinin, ahiretteki makamlarının farklı olacağını ifade etmenin hikmeti ne olabilir?


Risale-i Nur, tahkiki iman dersini verip imanla kabre girmeye vesile olduğu gibi, marifetin hadsiz makamlarına da medardır.

"Evet, mesleğimizde, ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki, öyleler, her biri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdi bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var."(1)

"Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir."(2)

"Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar."(3)

Risale-i Nur'u bir yıl anlayarak ve kabul ederek okuyan, zamanın mühim ve hakikatli bir âlimi olduğu gibi, kırk senede elde edilen velayet makamını kırk dakikada istidadı olana verebilir. Bu hüküm her zaman için geçerlidir.

Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi, hakiki Nur talebesi vasfını kazanmış birisinin ahiretteki makamı da çok parlak olacaktır.

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (160. Mektup)

(2) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

(3) bk. Mektubat, Beşinci Mektup.