"Kur’ân’ın nazarında gıybet ne kadar şenî bir şey olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet, Kur’ân’ın beyanından sonra beyan olamaz; ihtiyaç da yoktur." "Kur'an'ın beyanından sonra beyan olmaz." deniliyor, fakat genişçe açıklama yapılıyor, nasıl anlayabiliriz?


Risale-i Nur'un gıybet hakkında yapmış olduğu izahlar; zaten Kur’an âyetlerinin belagat kıvrımlarında bulunan latif manalardır. Üstad Hazretlerinin yapmış olduğu sadece o kıvrımları açmak ve o latif manaları avama teşhir etmekten ibarettir.

Yoksa -haşa- âyette olmayan manaları oraya ilave etmiş ya da ulamış değildir. Zaten “Kur’ân’ın beyanından sonra beyan olamaz; ihtiyaç da yoktur.” ifadesi de bu anlamdadır.

Kur’an üzerine telif edilmiş bütün hak tefsirler, Kur’an’ın belagatinden çıkan tefsirlerdir. Dolayısı ile müfessirler bu hususta özne değil yüklemdir, etken değil edilgendir. Yani müfessirler beyan-ı Kur’an’ı açmak ve fasletmek üzerine hareket etmişler...