Yedinci Asıl'da nazara verilen teşbihlerle işin mantığını anlayabiliyoruz. Ancak bu Yedinci Asıl ile Üçüncü Dal’a konu teşkil eden sualin münasebetini nasıl kurabiliriz?


Verilen misaller, sualle doğrudan bir alâkası yoksa da konunun anlatım tarzı ve daha iyi anlaşılması açısından bir benzerlik olduğu söylenebilir. Buradaki asıl maksat, konunun esası olan hadislerdeki teşbih ve temsillerin yanlış anlaşılması durumunda nasıl bir hataya düşüleceğine ve sahih hadislerin  inkârına nasıl yol açacağına   açıklık getirmektir.

Burada, hadislerde teşbih ve temsillerle anlatılan konulara açıklık getiriliyor. Böylece, Yedinci Asıl’da misal olarak verilen hadislerin tarihte ve günümüzde yanlış anlaşılması dikkatlere sunularak, Üçüncü Dal’daki konularla alâkalı hadislerin de yanlış anlaşıldığı izah edilmiş oluyor. Çünkü bilinmeyen şeylerin, bilinen şeylerle izah edilmesi daha ikna edicidir ve belağata daha mutabıktır.

"Dünyanın öküz ile balığın üzerinde olması" benzetmesi, yanlış anlaşıldığında ne gibi hatalara düşüleceği malumdur. İşte kıyamet alametleriyle alâkalı hadisler de iyi anlaşılmazsa, ne kadar büyük hatalara düşülebilir.

Kıyamet alametleriyle alâkalı rivâyetler, Risale-i Nur’un değişik yerlerinde, bilhassa Beşinci Şua’da izah edilmiştir.

Meselâ; rivâyetlerden, "deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu" öğreniyoruz. (1)

Beşinci Şuâ’da ifade edildiği gibi, deccal zamanında haberleşme ve seyahat vasıtaları o derece gelişir ki, bir hâdise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşır.

Resul-i Ekrem Efendimiz bu gibi hadis-i şerifleriyle asırlar öncesinden tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi vasıtaların keşfedileceğini mûcizevi bir şekilde haber vermiştir.

(1)  Kenzü'l-Ummal, 14/330