"Kalbime ve fânide baki zevk arayan nefsime itiraz geldi." Vesvese kalpten mi nefisten mi geliyor? Aynı anda itiraz gelmesini açar mısınız?


İnsanın şerri, yanlışı ve kötülüğü isteyen cihazları olduğu gibi hayrı, doğru ve iyiliği isteyen latife ve duyguları da bulunuyor. Mesela, bozulmamış vicdan, kalp ve ruh daima hak ve güzeli ister ve ararken nefis, vehim, şehvet ve öfke gibi süfli duygular da ıslah edilip gem vurulmaz ise, insanı daima şerre ve kötülüğe teşvik eder.

Bu husus âyette şu şekilde ifade ediliyor:

"(Yusuf dedi ki:) 'Hâlbuki (ben) nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, daima kötülüğü emredicidir; ancak Rabbimin merhamet ettiği (koruduğu kimse) müstesna. Şübhesiz ki Rabbim, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.' " (Yusuf, 12/53)

İnsanın kalbine ve aklına gelen şeyler iyi ve güzelse, bu ya melek ilhamıdır ya da vicdanın ilahi ayarlarının bir tezahürüdür. Şayet kalbe ve akla gelen şeyler fena ve çirkin ise, bunlar ya şeytandan ya da nefis gibi şeytanın sözünü dinlemeye müsait süfli duygulardan geliyor...

“Sani-i Zülcelâllerinin sanatını takdir edip alkışlıyorlar gibi hakkalyakin hissettiğimden” cümlesi kalbe farklı nefse farklı dokunuyor ve her ikisi de itiraz ediyor.

Kalbin itirazı; dünyadan nefret ve hastalıklı ve sıkıntılı hayattan usanmak ve berzaha gitmeye ve oradaki yüzde doksan dostlarını görmeye iştiyak ciheti iledir. Yani kalp "Sen sanat-ı ilahi cihetine bakarak dünyayı bana güzel gösterme, ben dünya ile razı olmam, ben ancak ahirete kavuşmakla mutmain olurum." diyerek, çok latif ve ince bir itirazda bulunuyor. Kalp Allah’a ve ahirete o kadar müştak olmuş ki dünyaya müspet (Allah ve ahiret hesabına dünyayı güzel görmek) bakmaya bile tahammül göstermiyor.

Nefsin itirazı; hayat-ı dünyeviyeye müştak hissiyatım ve gafil ve tahammülsüz nefis ise dünya sevgisi açısından itiraz edip "Ben bu güzellikleri nefsi ve nefsim için istiyorum, Allah’a ve ahirete bakan cihetler için değil." diyerek itiraz ediyor.

Yani kalp Allah ve ahirete olan sevgi ve bağlılığından dolayı dünyaya müştakane bakmak istemezken, nefis de tam tersi bir şekilde Allah ve ahiret hesabına dünyaya bakmak istemiyor, dünyayı mana-yı ismi olarak görmek istiyor.