"Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak bir dümdarlık vazifesi var." Dümdarlık vazifesi nasıl oluyor, açıklar mısınız?


"Şimdi ise, aynı vazifeye, fakat müşkilâtlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı mânevî hükmünde bulunan Risaletü’n-Nur’u ve sırr-ı tesanüdle bir ferd-i ferid mânâsında olan şakirtlerini, bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak bir dümdarlık vazifesi var."(1)

"Dümdarlık", askerlikte arttaki emniyeti teminle vazifeli, geriden gelen ve askeri takip eden birlik anlamına geliyor. Yani ordunun geriden gelen emniyet kuvveti oluyor. "Müşiriyet" ise, mareşal makamındaki komutan demektir ki, ordunun bir numarasıdır.

Azami ihlas ve takva sahibi bir zatın kendini müşir makamında görmesi şık olmaz. Üstad Hazretleri de böyle ağır ve büyük makamların kendine verilmesini kabul etmiyor.

Daha da açık bir şekilde ifade edecek olursak, Nur talebeleri kanaat-i katiye ile Üstad Hazretlerini ahir zamanda beklenen Mehd-i Azam olarak görüyorlar. Üstad Hazretleri de bu kanaati kabul etmeyip, kendini ordunun bazen bir neferi bazen de bir dümdarı olarak görüyor. Ki bu bir mahviyet ve tevazudur. 

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (2. Mektup)