"Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın mucizâne terbiyesine bak ki, nasıl ednâ bir kederle ve küçük bir gamla başı dönüp sersemleşen ve küçük bir mikroba mağlûp olan bu küçük insan, terbiye-i Kur’ân ile ne kadar teâli ediyor..." İzah eder misiniz?


İnsan çok yüksek ve kıymetli makamlara çıkmaya müsait olduğu gibi, hem de en aşağı en alçak dereceye düşmeye yatkın bir yaratılıştadır. İnsanı o yüksek ve kıymetli makamlara çıkarmak; ancak Kur’an’ın terbiyesi ile mümkündür.

Yani Kur’an’ın öyle mucizevi bir terbiyesi var ki, insana dokunduğunda yükseklere çıkarıyor, dokunmadığında insan gayet adi ve basit bir hayvan derekesine düşüyor.

Kur’an terbiyesi ile yetişmiş bir müminin nazarında; koca dünya ve içindekiler Allah’ı tesbih etmekte, kısa bir tesbih tanesi gibi kalıyor.

Mesela, büyük zatların öyle vird ve duaları var ki; "kâinatın zerreleri adedince, canlıların nefesleri sayısınca, denizlerin damlaları rakamınca, bitkilerin yaprakları adedince, ağaçların tesbih ve zikirleri sayısınca,.." gibi kalıplar ile dua ediyorlar. Bu da onların ne kadar külli bir niyet ve tefekkür ile Allah’ı zikrettiklerini gösteriyor.

Mümin, bu kadar yüksek ve ali makamlara çıkmasına rağmen, asla kibir ve gurura kapılmıyor; kendini mevcudattan üstün de görmüyor. Bütün bu faziletleri Kur’an terbiyesinden alıyor.