"Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucb, riya ve gösteriş iledir..." İ'lem'in tamamını izah eder misiniz?


"Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucb, riya ve gösteriş iledir."

Yapılan bütün hayırlı ve güzel işler birer cesede benzetildiğinde, bunların hayatı niyet oluyor. Yani bunlar güzel niyet ile hayat buluyorlar.

Üstat hazretleri ihlası, “yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılması” olarak tarif eder. İbadeti bu niyetle yapan kişi, cümlenin devamında gelen hastalıklardan  kurtulur. Ucuba girmez. Yani, ameline güvenerek  “Bu amel beni kurtarır.” demez. Çünkü yaptığı şey, sadece emir dinlemektir. Neticeyi vermek Cenâb-ı Hakka aittir.  Yine,  bu kişi riya ve gösterişten de kurtulur, zira amelini Allah rızası için yapmıştır.

Niyet gerçekten çok önemlidir. Sadece hayırlı ve güzel işlere hayat vermekle kalmaz, Dördüncü Sözde anlatıldığı gibi, dünya işlerimizi de ibadet hükmüne getirir.

“Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri,  güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.”

Dünya işlerimizin ibadet hükmüne geçmesi için iki şart konulmuş: Namaz kılmak ve güzel niyet.

Dünyaya “helal rızık kazanmak, aile fertlerine helal rızık yedirmek, başkasına muhtaç olmamak”  için çalışmak güzel bir niyettir.

Üstadın,  “Bu zamanda ilâ-yı kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıftır.” cümlesinde gösterdiği hedefi esas alarak, maddî yönden çok ileri gitmeye çalışmak da güzel bir niyettir.

Gösteriş için, desinler için çalışmak güzel bir niyet olmadığından sahibine ahiret adına bir şey kazandırmadığı gibi, onu kibir ve gurura düşürmesi de çok yakın bir ihtimaldir.

"Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzât hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıta' bulur. Nasılki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ: Tevazua niyet onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder."

Mütevazi bir insan tevazuun zevkini, rahatlığını, huzurunu vicdanında zaten yaşadığı için, onun mütevazi olmayı niyet etmesi söz konusu değildir.

“Tevazua niyet onu ifsad eder,” ifadesini “tekebbüre niyet onu izale eder,” ifadesinin ışığında daha iyi anlayabiliriz. Bu ikinci ifadeyi, “Bir insan tekebbüre yani büyüklenmeye niyet ettiğinde, bu niyet ondaki kibir hastalığını ortadan kaldırır.” şeklinde anlamamız mümkün değil. O halde, burada verilen mesaj şu olsa gerek:

Bir insan büyüklenmeye niyet ediyorsa, bu onun büyük olmadığını gösterir. Doymaya niyet, açlıktan gelir, tok adamın doymaya niyet etmesi düşünülmez. O halde, tekebbüre niyet eden adam da küçük olduğu için büyüklenmektedir. Bu niyeti ondan büyüklüğü izale eder ve küçüklüğünü ortaya koyar.

Bunun gibi, bir insan da tevazua niyet ediyorsa, bu niyet onun tevazu noktasında noksanı olduğundandır.

"Feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkeza kıyas et."

Adam zaten ferah halini yaşıyorsa,  onun ferahlanmaya niyeti söz konusu olmaz. Niyetleniyorsa bir sıkıntısı olduğundandır. Yani, feraha niyet, ferahın olmadığını gösterir. Gam ve kedere niyet de bunun aksi olarak düşünülür. Böyle bir niyet onun gerçekte bir gamı, kederi olmadığını gösterir.

Bütün bunlar, “vicdanen hissedilen bir şeye niyet etmenin o şeyin olmadığını gösterdiğine” birer misal olarak verilmiştir.