"İ’lem Eyyühe’l-Azİz! Dünya, âlem-i âhirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede âlem-i âhiretin mühim mes’elelerine olan işâretlerden biri, cismânî olan rızıklardaki lezzetlerdir..." devamıyla izah eder misiniz?


Dünya ahiretin hem tarlası hem vitrini hem asıllara işaret eden numunesi hem de özeti hükmündedir. Dünya tadımlık, ahiret ise doyumluktur.

Fihrist ya da özet ifadeleri şu anlama geliyor; dünya vitrin ise mağaza ahirettir, dünya tadımlık ise doyumluk yeri ahirettir; dünya ahiretin küçültülmüş bir nüshası, özetlenmiş bir formatıdır.

Mesela, dünyadaki elmanın tadı ahiretteki elmanın tadının milyonda biri bile değildir. Bu da gösteriyor ki dünyadaki elmanın tadı ahiretteki elmanın asıl tadına işaret eden küçük bir örnek, basit bir işaret türündendir. Bunu diğer nimetlerle de kıyaslayabiliriz.

Bu açıdan, dünya ahirete işaret eden bir yol levhası gibidir. Minyatür bir kent projesi beş on metrekarelik bir yeri kaplar, ama gerçek kent binlerce dönüm arazi üzerine kurulur. Minyatür kent gerçek kentin özeti ve fihristi hükmündedir. Dünya da ahiretin özeti ve fihristidir.

İ’lem Eyyühe’l-Azİz! Dünya, âlem-i âhirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede âlem-i âhiretin mühim mes’elelerine olan işâretlerden biri, cismânî olan rızıklardaki lezzetlerdir. Bu fâni, rezil, zelil dünyada bu kadar nîmetleri ihsas ve ifâza etmek için insanın vücudunda yaratılan havass, hissiyât, cihazât, azâ gibi âlât ve edevâtından anlaşılır ki, âlem-i âhirette de تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ kasırların altında, ebediyete lâyık cismanî ziyafetler olacaktır.

Bir kitabın fihristinde ondaki konuların sadece isimleri, başlıkları yazılır. Geniş açıklamalar kitabın içinde yer alır. Bu dünyada gördüğümüz her bir nimet de cennetteki nimetlere bir isim, bir alamet gibidir. Buradaki bahçeler fihristte yer alan kısa bilgiler gibi, asıl bahçeler cennette… Köşklerin, sarayların, yiyecek ve içeceklerin, sohbetlerin, tefekkürlerin, dostlarla görüşmenin, kısacası bu dünyada zevk aldığımız maddî ve manevi her şeyin aslı cennette…

Cismanî rızıklardan burada lezzet alıyoruz, bu lezzet de cennette alınacak lezzetler yanında gölge kadar zayıf kalacak. Eğer bazılarının vehmettikleri gibi ahirette sadece ruhanî lezzetler olsa o zaman ahiret dünyadan daha geri bir menzil olur. Her şeyin aslı orada iken, bu telakkiye göre asıllarla gölgeler yer değiştirir. Bu dünya asıl, ahiret gölge gibi zayıf olur. Böyle bir zannın yanlışlığını ispat etmek  üzere,  Üstat hazretleri  cennette altından nehirler akan köşkler bulunduğunu haber veren ayet-i kerimeye dikkat çekiyor. Köşkler cismanî olduğu gibi onlarda oturacak kimseler de cismanî olacaklardır. Ruh için köşkün bir manası yoktur. O köşklerin altından nehirler akması da ruh için bir mana ifade etmez. Ayet-i kerimede bu nehirlerden birinin süt nehri olduğu haber veriliyor. Ruh süt içemeyeceğine göre, ayette böyle nehirler olduğunun müjde olarak haber verilmesi gösteriyor ki, insanlar cennetin hem maddî hem de manevî nimetlerinden en ileri derecede istifade edeceklerdir.  Bu ise haşrin cismanî olacağının en büyük bir delilidir.