"Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz bir adâvettir." Haliyle böyle bir muhabbet beslediğimizde tokatını yeriz, kendi elimizin kazancı olarak kendimize zulmetmişizdir. Peki, bunun ahirette de cezası var mı? Yani sadece dünyaya mı bakar bu aşırı muhabbetin cezası? Ve bu halin fıkhen hükmü nedir, haram mı mekruh mu yoksa mübah mı?


'Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azap çekmektir.' kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfât ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidadını ve şükür ve ibâdât cihâzâtını nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden, bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz."

"Çünkü Cenâb-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz; mahbubunuz olan nefsinizin hadsiz belâsını çekiyorsunuz. Çünkü hakikî bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakikî mahbub olan Kadîr-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz, daima elem çekiyorsunuz."

"Hem Cenâb-ı Hakkın esmâ ve sıfâtına ait muhabbeti dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san’atını, âlemin esbabına taksim ettiniz; belâsını çekiyorsunuz. Çünkü, o hadsiz mahbuplarınızın bir kısmı size Allaha ısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor."(1)

Kalbinde mecazi sevgi olduğu hâlde şeriatın emir ve yasaklarını çiğnemeyen birisi, ne dünya hayatında (kısas, had ve ta’zir cezası) ne de ahiret hayatında (azap anlamında) bir ceza çekmez. Ama cennetteki makamı o kalbi hastalığın durumuna göre eksik ve nakıs olabilir.

Kalbi hastalıkların cezalandırılması genelde musibet, bela, maksudunun aksi ile tokat yeme, kaht-ü gala, hastalık gibi şeylerdir. İnsan başa gelen bu musibetlerden ders çıkarıp mecazi sevgileri kalbinden silerse ne âlâ, silmez ise, ahiretteki makamı ebedi olarak eksik ve noksan kalır.  

"Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir."(2)

"Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allah Teâlâ affedip cennetine koyar."(3)

Bu hadisler de maksada işaret etmektedir.

Özetle, gayrimeşru muhabbetin ahiretteki cezası, manevi makamın eksik ve noksan olmasıdır, diyebiliriz. Tabi bu muhabbet harama düşürmemiş ise... 

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.

(2) bk. Kenzu’l-ummal, h. No: 6999-7000; Hakim, Hatib. 

(3) bk. İbni Asakir.