"Elhak bu risalenin İmam-ı Ali'nin (R.A.) ve evliyanın gaybî işaretleriyle makbuliyetine imza basmalarına tam lâyık bulunduğunu aynelyakîn derecesinde bildim ve şimdiki sıkıntımız yüz derece ziyade olsa da yine ucuzdur." Üstad nasıl bu kadar emin oluyor; izah eder misiniz?


Kur’an’ı sadece zahiri ifadeleri ile sınırlı gören ahmak ve sapkın insanlardan başkası bu manaya itiraz etmiyor. İslam ümmetinin kolektif aklını temsil eden Ehl-i sünnet inancında, Kur’an’ın zahiri manasının yanında bir de her döneme her topluma işaret eden batini, işari, remzi manalar vardır.

Mesela, şu hadis bu manayı çok açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır:

"Her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır."(1)

Ayetin Had ve Muttala Manası: Zahir bir şeyin yüzü, batın içi, had derinliği, muttala ise yüksekliği anlamındadır. Yani ayet bir meseleyi ele alırken bütün derinliği ve yüksekliği ile ele alır ve öyle tasvir eder. Ve bu tasvirin de çok dal ve budakları vardır, şücun ve gusun bu manaya geliyor.

Ayetleri sadece zahire hapsetmek ve mealden ibaret saymak tam bir sapkınlıktır. Bir binayı tarif ederken temelinden başlayıp çatısına kadar dış cephesinden binanın iç odalarına kadar her şeyini tarif ve tasvir ediyor. Binanın sadece yüzüne, yani dış cephesine odaklanmış bir nazar binanın iç yüzünü, temel ve çatısını göremez. Bu nazarda çok eksik ve kusurlar vardır, batıl selefi mezheplerinde olduğu gibi.

"Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta olmasın." (Neml, 27/75)

"Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır." (En'âm, 6/59)

Kur’an’ın Risale-i Nura ya da onun müellifine işaret etmesi sarih ve muhkem bir şekilde değil remzi yani işari bir şekildedir ki  Kur’an bu yönü ile sadece Risale-i Nura değil çok şeylere işaret etmiştir. Bu inceliğe işaret eden ayetlerden ikisini yukarıda takdim ettik.  

Kur’an'da birçok basit ve detay sayılabilecek tarihi hadiseler izah edilirken, istikbale ait çok büyük ve hayati önem taşıyan hadiselerin es geçilmesi ya da işari ve remzi olarak belirtilmemesi, mantık ve Kur’an’ın şanı açısından bir noksanlık olur.

Kaldı ki Risale-i Nurlar bu asırda milyonlarca insanın imanına vesile oluyor ve inkârcı felsefeye karşı tam bir manevi kale görevini görüyor. Kur’an’ın bu büyük hizmeti hem tasdik hem de motive etmemesi noksanlık olur.

Kur’an sadece Risale-i Nuru değil bütün imanı hizmetleri işari ve remzi ifadeler ile alkışlamış ve manen onları motive etmiştir. İslam tarihinde bir çok sufi ve asfiya ayetlerin bu tarz remiz ve işaretlerini görüp eserlerinde deklare etmişler. 

(1) bk. İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü'l-Kadîr, 3/54.