"Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var." İzah eder misiniz?


Şâyet kişi, işlediği günahları tövbe ve istiğfar ile imha etmez ise, işlenen o günahlar kalbin nuraniyetini giderir ve beyazlığını siyahlandıra siyahlandıra, en nihâyet imanı ve hayrı kabule liyakati kaybettirir.

Peygamber Efendimiz (asm), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Günah ilk defa işlendiğinde kalpte siyah bir leke olur. Eğer sahibi pişman olur, tövbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar. Etmez de günahı tekrarlarsa, o leke de artar, arta arta bir dereceye gelir ki, leke bir kılıf gibi bütün kalbi kaplar. Mutaffifin Sûresinde zikredilen, 'Kellâ bel râne alâ kulubihim.'(Mutaffifîn, 83/14) âyetinde zikredilen 'râne' bunu ifade ediyor."(1)

Âyette de ifade edildiği gibi, insanın kalbindeki iman, iyilik ve ameller ile kuvvetlenirken, kötülük ve günahlar ile de zayıflayıp inkâra kadar gidebiliyor.

Nefis günahların müptela olduğunda imanı ona büyük bir engel görmeye başlar. 

Arkadaş! Amele ve tâate muvaffak olamayan azabdan korkar, yeise düşer. Böyle bir me’yusun gözüne, dinî mes’elelere münafî edna ve zayıf bir emare, kocaman bir bürhan görünür. Böyle birkaç emareyi elde eder etmez, diğer emarelerin saikasıyla ilân-ı isyan ederek İslâm dairesinden çıkar, şeytanın ordusuna iltihak eder.” Mesnevi-i Nuriye)                   

Ustad Hazretleri, yeisin kaynağının “amele muvaffak olamamak” olduğunu ifade ediyor:

Meselâ, kötü alışkanlıklarını ve tembelliğini yenemeyip ömrünü haram işlemekle geçiren bir insan, namaz kılmaktan da gittikçe uzaklaşır. İş burada kalmaz. Cenâb-ı Hakk’ın kendisine farz kıldığı bu ulvî ibadeti yerine getiremeyen insan, bu nankörlüğünün cezasız kalmayacağını vicdanen bildiği için azaptan korkmaya başlar. 

Bu adamın önünde iki yol vardır: Birisi tövbe ederek doğru yola girme iradesini göstermek, diğeri ise “Ben ıslah olmam, benim kurtuluşum mümkün değil.” diyerek yeise, ümitsizliğe düşmek.

İşte bu ikinci yola giren kişiyi bekleyen büyük tehlikeyi Üstad Hazretleri şöyle nazara veriyor:

“Böyle bir me’yusun gözüne, dinî mes’elelere münafî edna ve zayıf bir emare, kocaman bir bürhan görünür.” 

 “Böyle birkaç emareyi elde eder etmez, diğer emarelerin saikasıyla ilân-ı isyan ederek İslâm dairesinden çıkar, şeytanın ordusuna iltihak eder.”

Yeis, insanı küfre kadar götürebilen çok yaygın bir hastalıktır. 

Yeis; “Allah’ın rahmetinden ümit kesmek.” olarak tarif edilir. Yeise düşen kişi, “Bu kadar günah işledikten sonra, ben daha Cennet yüzü göremem!” der. Böylece büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. 

Cenâb-ı Hak, nefislerinin ve şeytanın oyununa gelen bu gibi kullarına kurtuluş yolunu şöyle gösteriyor: “De ki, Ey nefislerini israf etmiş (kendi aleyhlerine haddi aşmış) kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak, Allah bütün günahları affeder. Şüphesiz O Ğafur ve Rahîmdir.” (Zümer Sûresi, 53)

Bu âyette geçen nefis kelimesi “zat” manasınadır. Altıncı Söz’e konu olan; “Muhakkak ki Allah müminlerden nefislerini ve mallarını cennet mukabili satın aldı” (Tevbe Suresi, 111) mealindeki âyet-i kerîmede de nefis kelimesi, ruh ve bedeni birlikte ifade etmektedir. 

Buna göre, “nefislerini israf edenler” denilince hem bütün organlarını, hem de bütün ruh dünyalarını yanlış yolda kullanan kişiler anlaşılır. Gözünü, kulağını, dilini haram sahalarda kullanan, aklını yanlış şeylere yoran, hafızasına kötü şeyler dolduran kişi, nefsini, yani kendini israf etmiş demektir. Nitekim yine Altıncı Söz’de geçen şu cümle de konumuza ışık tutmaktadır: 

“En kıymetdar âletleri en kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin!”

Bununla birlikte, âyette dikkat çeken çok önemli bir kelime var. Bu gibi kimselere, Cenâb-ı Hak, yine “kullarım” diye hitap ediyor. Ve sonsuz rahmetiyle bu gibi kusurların, günahların hepsini affedeceğini müjdeleyerek kişiyi yeis bataklığına düşmekten koruyor. Âyet-i Kerîme’nin sonunda da kendisinin Ğafûr (hataları örten, günahları bağışlayan) ve Rahîm olduğunu hatırlatıyor.

Âyette geçen “cemian” yani “bütününü, tamamını” kelimesi de çok önemlidir. Bu kelime, büyük günahların affedilmeyeceğini iddia eden Mutezileye ve Haricilere en güzel bir cevaptır.  

(1)  İbn-i Mace, Zühd, 29; Tirmizî, Tefsir-u Suret-i Mutaffifin/ 1.