"Kıyas-ı Temsili" hakkında bilgi verir misiniz?


Akıl yürütme biçimlerinden biri de kıyas-ı temsilidir. Bunun diğer bir adı anoloji / benzeşimdir.

Kıyas-ı temsilî; akıl yürütmenin temel yöntemlerinden biridir. Bu yöntemle insan zihni, olaylar arasındaki benzerliklerden hareketle, bilinenlerden bilinmeyen sonuçları çıkarır.

Analoji, İslâmî literatürde “kıyas-ı temsilî” adını alır. Kıyas-ı temsilî, aralarında mevcut olan ortak bir vasıftan dolayı, iki şeyden gizli olanı açık olana, gaip olanı görünene vs. kıyas etmektir.

Bediüzzaman’ın kullandığı kıyas-ı temsilî yönteminin, mantığın birinci ve en güçlü ilkesi olan kıyas-ı iktiranînin birinci şeklinin birinci şıkkından daha güçlüdür.

Bu kavramları şöyle açıklayabiliriz:

Kıyas-ı iktiranî:

Kıyas-ı iktiranî, önermelerden oluşur. Birinci önermeye küçük önerme, ikinci önermeye büyük önerme adı verilir. Önermelerde tekrar eden kavrama ise, orta terim (hadd-i evsat) denir.

1) Kıyas-ı iktiranînin birinci şekli:

Kıyas-ı iktiranînin birinci şeklinde; orta terim (hadd-i evsat), birinci öncülde yüklem (suğrada mahmül), ikinci öncülde özne (kübrada mevzu)’dir.

Bunun birinci şıkkında ise; birinci ve ikinci öncül olumlu ve küllîdir, dolayısıyla sonuç olumlu küllî olur.

“Tüm cisimler sonradan yaratılmıştır, sonradan yaratılan her şey değişkendir, o zaman tüm cisimler değişkendir.” önermesi, kıyasın birinci kısmının birinci şıkkına girer.

Bunun yanında diğer şekiller de vardır. Ancak bunlar, birinci şık önerme kadar güçlü değillerdir.

2) Kıyasın ikinci şekli:

Kıyasın ikinci şekli; birinci ve ikinci öncül küllî, fakat birinci öncül olumlu ikinci öncül olumsuz olur, sonuç ise olumsuz küllî olarak gerçekleşir.

“Tüm cisimler mürekkeptir, mürekkep olan hiçbir şey kadim değildir, o zaman cisimlerden hiçbir şey kadim değildir.” önermesi gibi.

3) Kıyasın üçüncü şekli:

Üçüncü şekli; birinci ve ikinci öncül olumlu, fakat birinci öncül cüz’î (tikel) olursa, sonuç olumlu cüz’î olarak gerçekleşir.

“Bazı cisimler mürekkeptir, tüm mürekkep olanlar sonradan yaratılmıştır, o zaman bazı cisimler sonradan yaratılmıştır.” önermesi gibi.

4) Kıyasın dördüncü şekli:

Dördüncü şekli ise; birinci öncül olumlu cüz’î, ikinci öncül olumsuz küllî ve sonuç da olumsuz cüz’î olur.

“Bazı cisimler mürekkeptir, mürekkep hiçbir şey kadim değildir; öyleyse bazı cisimler kadim değildir.” dördüncü şıkka örnektir.

Bediüzzaman’ın kendi yöntemini savunurken kullandığı en önemli kavramlardan biri  burhandır. Kesinlik gerektiren itikâdî ve fikrî konularda, “bürhan-ı mantıkî”yi gerekli gördüğünden, bu kavrama pek çok yerde atıfta bulunur.

Burada, meselenin daha iyi kavranabilmesi için "burhan" mefhumu üzerinde kısaca durmakta yarar vardır.

Burhan kelimesi gelişigüzel kullanıldığında, bununla sadece delil kast edilir, fakat bilimsel bilgi alanında delilden öte bir anlamı vardır.

Molla Fenârî’ye göre burhan, kesin sonuç elde etmek için, kesin (yakînî) öncüllerden oluşan bir kıyastır. Burada “kesinlik” kavramından “gerçeğe tam uygunluk” kastedilmektedir. Bu, içinde zan, şüphe ve bilgisizlik barındırmayan bir düşünce aşamasıdır.

Meselâ; 

“Kur'an Hz. Peygambere inmiştir.
Hz. Peygambere inen her şey gerçektir.
Öyleyse Kur'an da gerçektir.” 

şeklindeki bir hüküm Müslümanlar için zan, şüphe ve bilgisizlik taşımayan kesinlik taşır.

“Kesin” kavramının içine;
- Açıklığı kendinden olanlar: “Bir ikinin yarısıdır.” gibi,
- Deneyle kazanılan bilgiler: “Ateş yakıcıdır.” gibi,
- Akıl yürüterek ulaşılan olgusal bilgiler: “Ay, ışığını güneşten alır.” gibi,
- Ve yalan söylemesi mümkün olmayan bir topluluğun verdiği haberler: “Mütevâtir.” girer.

İşte burhan da bu yollardan biriyle elde edilmiş delil olmaktadır ve burhan-ı limmî ve bürhan-ı innî şeklinde ikiye ayrılır.

Burhan-ı limmî müessirden esere, burhan-i innî ise eserden müessire gitmekle elde edilir.(1)

Bediüzzaman’ın kendi kullandığı yöntemi savunması bağlamında, ortaya attığı tezlere kısaca değinelim:

Ona göre, gerçi mantıkçılar kıyas-ı temsilînin (analoji)“yakîn-i kat’î” ifade etmediğini söylemişlerdir. Ancak kıyas-ı temsilînin bir nev’i vardır ki; mantığın yakîn ifade eden bürhanlarından daha güçlüdür ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha fazla yakîn ifade eder. O kısım da şudur:

Bir temsil (analoji) yoluyla küllî (tümel) bir hakikatin ucunu gösterip hükmü o hakikate bina etmektir. O hakikatin kanununu, bir hususî maddede göstermektir. Öyle ki, o önemli hakikat bu yolla bilinir ve cüz’î maddeler, ona tatbik edilir.

Meselâ, “Güneş tek iken, nuraniyet vasıtasıyla her parlak şeyin yanında bulunur.”  önermesiyle işaret edilen husus, “Nur ve nuranî olan şeyler için sınır ve engel söz konusu olamaz. Onlar için uzak yakın, az çok eşit olur. Mekân onları engelleyemez.” ilkesidir.(2)

Bu ifadelerden anlaşıldığına göre kıyas-ı temsilî yöntemi; kâinatta söz konusu olan genel bir ilkeyi belli bir nesnede (cüz’î) belirleyip, o ilkenin aynı kategoriye giren tüm cüzlerinde de geçerli olduğu sonucuna ulaşmayı öngörür.

Mesela; Güneşin nurlu bir varlık olmasından dolayı her parlak şeyde yansıması, cüz’î bir ilkedir, bu ilkeden hareketle “Her nuranî varlık parlak şeylerde yansıyabilir.” küllî sonucuna ulaşılabilir.

Bu yaklaşımı mantığın genel ilkelerine göre, kıyasın ya tüme varım (istikra), ya da analoji (temsil) alt bölümlerinden birine dahil edebiliriz.

Dipnotlar:

(1) bk. Molla Fenarî, 1985: 59.

(2) bk. Nursî, Sözler 1994: 563.