Saff-ı evvel ağabeylerin; sadece Risale-i Nur okumalarını, başka eserlerden istifade etmemizi önermemelerini nasıl anlayabiliriz?


Bazı şeyleri içinde bulunduğu dönemin şartları ile değerlendirmek gerekir. Üstadımızın döneminde dinsizlik her yeri kasıp kavururken Risale-i Nur bir itfaiye edası ile bu yangını söndürmeye çalışıyor. Üstelik Risale-i Nur kadar dinsizlik karşısında bu denli dayanabilecek başka bir tefsir başka bir izahat da bulunmuyor.

Risale-i Nur hizmetinin maddi imkanları yok denecek kadar az. Risale-i Nur'un yazılması ve çoğaltılması için çok kalemlere çok insanlara ihtiyaç var. Ve bu insanların başka şeylere ayıracak ne zamanları var ne de mesaileri. Sadakat ve azami bir gayret ile Risale-i Nur'un talim ve tebliği gerekiyor.

Bu inceliği ve bu gerçeği idrak etmiş Nur kahramanlarının, bütün gücünü ve gayretini Risale-i Nur'un neşrine sarf etmeleri elzem bir durumdur. Yoksa şartlar normal olsa idi, Risale-i Nur'u birinci esas yapmakla beraber, diğer eserleri onlar da okur ve teşvik ederdi, diye düşünüyoruz.

Çünkü her tefsirin her ilim dalının hususiyeti ve fazileti birbirinden başka ve farklıdır; "Ben birisini alırım, diğerlerine ihtiyaç duymam." demek ifrat bir bakış açısı olur. Risale-i Nur bu asrın ilacıdır ve öncelik sırası ona aittir. Lakin diğer tefsirler ve kaynakların da kendine göre ayrı bir değeri, ayrı bir fazileti vardır. İhtiyaç duyan bunlara da müracaat edebilir. "Risale-i Nur'dan başka kitaplar okunmaz." diye mutlak bir yasak söz konusu değildir.

Kaldı ki, Üstadımız müteaddit yerlerde İslam kaynaklarını referans olarak vermektedir.

"Şu Pencere, imkân ve hudûsa müesses umum mütekellimînin penceresidir ve ispat-ı Vâcibü'l-Vücuda karşı caddeleridir. Bunun tafsilâtını, 'Şerhu'l-Mevâkıf' ve 'Şerhu'l-Makasıd' gibi, muhakkiklerin büyük kitaplarına havale ederek, yalnız Kur'ân'ın feyzinden ve şu pencereden ruha gelen bir iki şuaı göstereceğiz..."(1)

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere.