"Sâni'-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabb-ül Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebed'in marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslâmiyet'in -başta namaz olarak- esasatını, cin ve inse hediye getirmiştir..." İzah eder misiniz?


“Sâni'-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabb-ül Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebed'in marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslâmiyet'in -başta namaz olarak- esasatını, cin ve inse hediye getirmiştir ki; o marziyatı anlamak, o kadar merak-aver ve saadet-averdir ki, tarif edilmez.”(1)

Olgun ve düşünen bir insanın en merak ettiği şey, "Kâinatın sahibi ve Rabbi olan Allah’ın  rızasını kazanmanın en güzel ve kısa yolu nedir?" sorusudur.  

İnsan, mücerred akıl ile Allahü Teâlâ 'nın varlığını bilse dahi, O Zât-ı Akdes'in kudsî sıfatlarını ve esmâsını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini,  mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemeyeceğinden Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavî kitaplar göndermiştir.

Bu ulvî hakikatler, ancak onlar ile anlaşılır ve bilinir.  Hem bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve ilahi hikmetler ancak  “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan başta Hz. Peygamber (sav.) olmak üzere diğer bütün peygamberlerle bilinir ve anlaşılır. Peygambersiz akıl, her zaman sırat-ı müstakimde yürüyemez, ufku her şeyi kuşatamaz. Çünkü akıl da bir mahlûktur,  idraki sınırlı ve mahduttur. Nitekim Aristo ve Eflatun gibi dahi insanlar Allah’a iman ettikleri halde, tekrar dirilmenin ruhen olacağına inanmışlar ve bedenin de dirilmesini akıllarına sığıştıramamışlardır.       

Allah’ı bize en iyi anlatan peygamberler özellikle de mi'raç gibi büyük bir mucize ve ihsana mazhar olan Peygamber Efendimiz (asm)'dir. Dolayısı ile mi'raç ve o gecede bize hediye olarak gönderilen namaz, bizim için hem en büyük müjde hem de en büyük bir saadet vesilesidir.

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Dördüncü Esas.