Mehdi için "hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı" deniliyor. Bu ifade, gayr-ı münteşir bir mektupta da "mehdinin siyaseti dindar İsevilere bırakacağı" şeklindeki beyanları ile çelişmiyor mu?


"Mehdi" ile "Mehdiyet" süreçlerini birbirine karıştırmamak gerekir. Mehdiyet süreci iman, hayat ve şeriat aşamalarından oluşuyor. Ki bu üç aşamanın bir şahısta bir dönemde cem olması âdetullah açısından mümkün değildir. Çünkü hayat ve şeriat aşaması uzun yıllar sürecek, büyük bir çaba ve kolektif bir güç gerektiren aşamalardır. Bu iki aşamayı bir şahsın yapması âdeta mümkün değildir.  

Bu üç aşamanın en önemli ve en hayati aşaması ise iman aşamasıdır. Çünkü diğer iki aşama bu aşama üzerine bina olacak ve bu aşama temelinde yükselecektir. İşte Mehdi (ra)’ın şahsı mehdiyet süreçlerinden olan sadece iman üzerine odaklanacaktır. Çünkü iman aşamasında hem imanı tesis etme hem deccal ile mücadele gibi çok zor ve tahammülü mümkün olmayan bir mücadele vardır. Bu ağır yükü ancak asırlardır beklenen o Mehdi (ra) kaldırabilir.

Diğer iki aşamayı ise peyderpey onun nurani cemaati ve takipçileri ifa edecektir. Yani Mehdi (ra) diğer iki aşamayı dolaylı bir şekilde ifa etmiş olacaktır. Sizin anladığınız manada Mehdi (ra) bizzat devlet yönetmeyecek siyasete de girmeyecektir.

“Gerçi hakikat noktasında ahir zamandaki gelecek büyük Mehdi siyaseti tam dindar İsevîlere bırakıp yalnız İslâmiyet hakikatlarını isbata, izhara, icraya çalışır.”(1)

Biz bu cümleyi şu şekilde anlıyoruz:  

Deccalizm materyalist felsefe ve komünizmdir. Lenin, Stalin, Mao vesaire dinsizliği dünyaya yaymaya çalışan o dönemin büyük deccalleridirler. Üstad'ın döneminde bu felsefe ve bu deccallerle hem siyasi hem ekonomik hem de eğitim yolu ile en ciddi mücadele edenler de Hristiyan devletleri olmuştur. Özellikle Amerika ve NATO paktı bu açıdan çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Yani Üstadımız o dönemde İslam deccalı ile mücadele ederken, Amerika ve NATO paktı da büyük deccallar ile mücadele içinde idi. Dünya iki kutup halinde idi, birisinin başında Amerika diğerinin başında komünist SSCB vardı. Amerika Türkiye’nin komünizme kaymaması için Marshall yardımlarında bulundu. O dönemler iyice incelenirse taşlar yerine oturur.

Gerçekten insanlık tarihinin en dehşetli dönemi Üstad'ın yaşadığı dönemdir. Bu dönemde Birinci ve İkinci Dünya savaşları yaşandı, dinsizlik ilk defa devlet rejimi haline gelip dünyanın yarısını istila etti. Dünyanın yarısı ateizmi din gibi gören Komünist bloğa dayanırken, diğer yarısı ise Amerika’nın başını çektiği Batı bloğuna dayanmıştır. Birkaç küçük örneği saymazsak İslam alemi Batı bloğu ile beraber hareket etmiştir.  

Sonuç olarak deccalın (komünizmin) yıkılmasında Hristiyanların çaba ve katkısı yadsınamaz. Türkiye’nin Kore harbine Amerika ile beraber bizzat iştirak etmesi de çok manidardır.

Dikkat ediyorum da bu Mehdi konusu çok afaki ve mecazi bir şekilde ele alınıyor. Oysa gerçek hayat çok farklı. Tarikatçılar "mehdi" kavramını mistik ve insan üstü bir varlık olarak görürlerken, ilahiyatçılar ve reformist İslamcı akımlar da "mehdi" kavramını tamamen inkar ediyorlar. Risale-i Nur ise ayakları yere basan gerçekçi ve makul bir "mehdi" anlayışına sahiptir. Yukarıda ifade ettiğimiz analiz Risale-i Nur'dan mülhemdir.

(1) bk. ittihad web sayfası (21 Ocak 2010) Mehdi Hâdisesi Hakkında Gayr-ı Münteşir bir Mektup.