"Hakikat ilmini, hakiki hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakkın marifetini kazan..." Dördüncü Fıkra'nın giriş kısmını nasıl anlamalıyız?


"DÖRDÜNCÜ FIKRA: Hakikat ilmini, hakiki hikmeti istersen, Cenâb-ı Hakk'ın marifetini kazan. Çünkü bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakk'ın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar. Maddi ve mânevi, cevherî-arazî, her bir şeyin, her bir insanın hakikati, birer ismin nuruna dayanır ve hakikatine istinad ederler. Yoksa, hakikatsiz, ehemmiyetsiz bir surettir. Yirminci Söz'ün ahirinde şu sırra dair bir nebze bahsi geçmiştir."(1)

Eşya ve mevcudat kendi içinde binler kısma ayrılmıştır, ama hepsi müstakil birer âlem birer daire şeklindedir. Mesela, hayvanlar âleminin sayısız türleri vardır.

Bu türlerin ve cinslerin hepsi Allah’ın isimlerine dayanıyor ve varlıklarını o isimlerle devam ettiriyorlar. Yani binanın temele, ağacın köke dayanması gibi, kâinat içindeki sayısız tür ve cins de Allah’ın isimlerine dayanıyor ve varlığını onun ile sürdürüyorlar.

 “Çünkü bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakkın şuââtı ve esmâsının tezâhürâtı ve sıfâtının tecelliyâtıdırlar.”

Bütün eşyanın, varlıkların ve türlerin kendine has bir şekli ve biçimi vardır. Elmanın yuvarlak olması, marulun saçak şeklinde olması vesaire. Bütün bu şekil ve biçimler mevcudiyetini ve mahsus güzelliklerini Musavvir isminden almaktadırlar.

Eşyanın hakikati ilahi isimlerden ibarettir. Yaratılmış her şey bir veya birçok esmanın tecellisidir. Kâinat içinde tecelli eden bütün hâdiselerde, ilahi isimlerin bir cilvesi ve bir nakşıdırlar.

Hakiki ilim ve hakiki hikmet, Cenab-ı Hakk’ın marifetini kazanmaktır. Bir kul marifette ne kadar derinleşir, Allah’ı tanırsa, hakikatte de o kadar terakki eder, ubudiyetini artırır ve kurbiyete mazhar olur.

İşte Muazzez Üstadımız da Risale-i Nur'u telif edip ve hassaten Kader Risalesini de yazdırdıktan sonra, bunların bir lütf-u ilahi olduğunu ifade ediyor. Çünkü bütün mevcudat ve her şey sebeptir. Tamamı onunla ilgili bir ilm-i ilahinin veya şuunat-ı esma-i ilahiyenin hakikatine dayandığını nazara vererek, bu künuz-u mahfiyeye kavuşmanın esas gaye olduğunu anlatıyor.

1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hatime.