"Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder. Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır. İkincisi: Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur..." Buradaki ürkütücü ifadelerin kullanılmasının sebebi ne olabilir?


İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.
İkincisi: Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.
Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere mâruz kalmaktır.

Öyleyse, bu gaflet ü nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilât-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyat-ı dâimeden tegafül edeceksin? (1)

Bu ilem ya nefse hitap ediyor ya da nefsi esas alan dünyalık insanlara hitap ediyor. Yani dünya yaşamını ahirete tercih edenleri ayıltmak için bu sert ve korkunç ifadeler cerrahi bir operasyon niteliğindedir.

"Sizin o çok perestiş ettiğiniz dünya hayatı öyle sağlam ve devamlı olan bir hayat değildir. Eğer dünyayı kendine amaç yaparsan, ölüm hakikati seni çok incitir başına balyoz gibi iner." demek sureti ile gafleti dağıtmaya çalışıyor.

Allah ve ahireti maksat edinmişler için ise, ölüm ve ahiret tam tersi bir vuslat bir sevgiliye kavuşma bir saadet kaynağıdır.

Kafir ve gafiller açısından ölüm ve ötesi dehşetli ve korkunç bir durum iken, aynı ölüm ve ötesi ehli iman ve salihler açısından ise gayet şirin, güzel ve saadetli bir durumdur.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale