"Arkadaş! Bu risale, Kur'anın bazı âyâtını şuhudî bir tarzda beyan eden bir nevi tefsirdir. Ve hâvi olduğu mesail, Furkan-ı Hakîm'in cennetlerinden koparılmış bir takım gül ve çiçekleridir..." Devamıyla izah eder misiniz?


"Arkadaş! Bu risale, Kur'ân'ın bazı âyâtını şuhudî bir tarzda beyan eden bir nevi tefsirdir. Ve hâvi olduğu mesâil, Furkan-ı Hakîmin Cennetlerinden koparılmış birtakım gül ve çiçekleridir."(1)

Bu risale yani Mesnevî-i Nuriye ya da Katre bölümü, ayetlerin gözle görülüyor derecesinde bir açıklaması bir tefsiri niteliğindedir. Bu risalede geçen her bir mesele Kur’an cennetinden koparılmış bir takım gül ve çiçeklerdir.

"Fakat, ibaresindeki işkâl ve îcazdan tevahhuş edip, mütâlaasından vazgeçme. Mütalâasına tekrarla devam edilirse, meluf ve menus bir şekil alır."(2)

Cümlede ifade edilen "işkal" cümlenin zor anlaşılması anlamına gelirken, "icaz" ise, çok özet ve ayrıntıdan uzak bir üslup kullanmayı ifade eder. İkisi bir araya geldiğinde manayı lafızdan çıkarmak biraz zorlaşır. 

Ama bu risaledeki cümle ve kelimelerin biraz üstü kapalı ve anlaşılması zor bir şekilde ifade edilmesi seni ürkütüp korkutmasın. Bu risaleyi mütalaa şeklinde okumaya sabır ile devam edersen, üslubun korkutuculuğu ve yabaniliği kalkar, yerine dost ve alışık olduğun bir üslup gelir. Yani bu risalenin tarzına alışıp çok istifade edersin.

"Kezâlik, nefsin temerrüdünden de korkma. Çünkü, benim nefs-i emmârem bu risalenin satvetine dayanamayarak inkıyada mecbur olduğu gibi, şeytanım da 'Eyne'l-meferr?' diye bağırdı. Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâği, daha şakî değiller."(3)

Bu risalede ifade edilen hakikatleri özümseme konusunda nefsin inat ve direnci seni yıldırmasın, seni korkutmasın. Çünkü benim kötülüğü emreden, işlenmemiş ve ham nefsim bu yüksek ve etkili hakikatler karşısında direnci ve inadı bırakıp itaate mecbur kalmıştır.

Ayrıca şeytanım da bu yüksek ve etkili hakikatler karşısında "Eyne'l-meferr? / Nereye kaçayım?" diye bağırdı.

Sizin nefis ve şeytanınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâği (azgın) daha şakî (söz dinlemez) değiller. Bu hakikatler karşısında Üstad'ın nefis ve şeytanı teslimi silah etmiş ise, bizim nefis ve şeytanımız haydi haydi teslim-i silah edecektir. Çünkü büyük insanların düşmanları da büyük olur.

- "Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha asi, daha taği, daha şaki değiller..." Üstad'ın bu ifadesini nasıl anlamamız lazımdır? Bu hakikat midir, tevazu mudur?

Bu meseleye iki cihetten bakabiliriz:

Birincisi, bir Müslüman diğer Müslüman kardeşlerini kendinden üstün bilmeli ve öyle görmelidir, mülahazasınca Üstad Hazretleri kendi nefsini bizim nefsimizden daha asi ve daha şaki görüyor ki, nefsi terbiye etme hususunda önemli bir düsturdur.

İkincisi, büyüklerin düşmanı da büyük olur, mülahazasınca Üstad Hazretleri gibi asrın müceddidi bir zatın mücadele edip yüksek makamları kazanacağı nefis düşmanı, elbette bizim nefsimizden daha büyük ve asi olması gerekir.

Şüphesiz ki, onun gibi harika donamıma sahip bir zatın küçük bir nefis ile mücadele etmesi kabil değildir. Temsilde hata olmasın, dünya boks şampiyonu olan birisi, bir çocuğu yenerek o makama gelmiş değildir, dünya çapında bir rakibi yenerek şampiyon olmuştur. Üstad'ın da yendiği nefis düşmanı elbette ki bizim nefsimiz gibi küçük değildir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre.
(2) bk. age.
(3) bk. age.