"Kur’an’ın vazife-i asliyyesi, daire-i rububiyetin kemalat ve şuunatını ve daire-i ubudiyyetin vezaif ve ahvalini talim etmektir." cümlesini izah eder misiniz


"Daire-i rububiyet" denilince, Cenâb-ı Hakk’ın zatı, şuunatı, sıfatları, isimleri ve fiilleri anlaşılır. Allah, kendini insanlara, en büyük lütuf olarak, en mükemmel mânâda Kur’ân ile anlatmıştır.

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56)

ayetindeki “ibadet” lafzını, müfessirlerimiz “mârifet” olarak izah ederler. Mârifet, yani Allah’ı tanıma, ona hakkıyla iman etme ve bu iman şuuruyla ömür sürme.

Şimdi düşünelim; Allah’ı nasıl tanımalıyız ki sonumuz nara, yani ateşe çıkmasın. Bu sorunun cevabını Kur’an’dan başka nerede bulabiliriz? İlahi mârifet dersini en ileri seviyesiyle Kur’ân vermiştir. Bu mücerret bir dava değildir. İlk nazil oluşundaki tazelik ve berraklığıyla Kur’ân da ortadadır, tahrif olmuş semavi kitaplar ve beşerî nazariyeler de.

Aradaki sonsuz farkı görebilmek için ince bir basiret gerekmiyor. Sadece insaflı bir bakış kâfidir.

Gelelim Kur’ân’ın ikinci maksadına:

“Daire-i ubudiyyetin vezaif ve ahvâlini tâlim...”

İnsan, Rabbine nasıl kulluk edecektir? Ona nasıl ve ne şekilde ibadet edecek ve bir kul olarak hayatını nasıl düzenleyecektir?

Kur’ân-ı Kerim’de ve Allah Resûlünün (asm.) sünnetinde hayatın her safhasına ait düsturlar mevcuttur. Resûlullah Efendimizin (asm.) her sözü, her hâli ve her fiili kaydedilmiş bulunuyor. Bir başka peygamber için bunu söylemek mümkün değil.

İnsan başıboş olamayacağına ve önünde ya ebedî saadet ya da sonsuz azap bulunduğuna göre, vicdanı bozulmamış ve doğru düşünme yeteneğini kaybetmemiş her insan, hayatına yön verecek bir ilahi ferman ve yine her hâlini taklit edebileceği bir örnek şahsiyet arayacaktır.

Bu arayışını ön yargısız yaptığı takdirde, Kur’ân’ı bulacak ve Hz. Muhammed’e (asm.) kavuşacaktır. Kur’ân-ı Kerim, insanlık âlemine feyiz akıtmağa başladığı Asr-ı saadet'te, yirmi üç sene gibi kısa bir zaman diliminde, yüz yirmi dört bin sahabe yetiştirmiştir. Her biri bir hidayet yıldızı olan bu müstesna insanlar hep onun meyveleridir.