"Hatta Celaleddin-i Süyutî gibi, uyanıkken çok defa sohbet-i Nebeviyeye mazhar olan veliler..." Efendimizi yüzlerce kez gören bir insan, sahabenin aldığı feyzi neden alamıyor?


Celâleddin-i Süyutî, nübüvvet-velayet ayrımından dolayı sahabe kadar feyiz alamıyor.

Sahabeler Peygamber Efendimiz (asm)'in nübüvvet kanalından beslenirlerken, sonraki nesillerde çıkan evliyalar ise onun (asm) velayet kanalından besleniyorlar. Nübüvvet kanalı velayet kanalından çok çok üstündür.

Nübüvvet vehbî (Allah vergisi) bir makam iken, velayet kesbî (kul kazancı) bir makamdır. Kul kazancı olan kesbiyet asla Allah ihsanı olan vehbiyete yetişemez.

Nübüvvet, Allah’ın kula olan yakınlığını ifade ederken, velayet ise, kulun Allah’a olan yakınlığını ifade eder. Halbuki Allah’ın kula olan yakınlığındaki feyiz, kulun Allah’a olan yakınlığındaki feyizden çok çok üstündür. Bu yüzden sahabeye yetişilemez.

 “Kış mevsiminde bir bahçeye giren kişi, ağaçları donuk ve soğuk yüzlü olarak görür. O ağaçların ne meyvesi vardır ne de gölgesi. Aynı bahçeye yaz mevsiminde uğrayan kişi ise çok farklı bir manzara ile karşılaşır. Bahçe aynı bahçe, ağaçlar aynı ağaçtır, amma manzara kıştaki ile kıyas edilemez. Her bir ağaç yemyeşil yapraklarıyla, muhtelif ve leziz meyveleriyle, serinlik veren gölgeleriyle her cihetiyle faydalı ve hoş bir suret almıştır."        

"İşte sahabe-i kiram efendilerimizin İslamiyet’ten önceki ve sonraki halleri bu bahçedeki ağaçlar gibidir. Cenab-ı Hak tarafından insanlara doğru yolu göstermek, onları irşad etmek, şirk, küfür ve isyan buzlarını çözmekle vazifelendirilen Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) manevi güneşi, haşmetiyle tezahür etmiş, buzları eritmiş, kışı bahara çevirmiş, feyiz ve bereketini o asrın bahçesine akıtmış ve çeşitli meyveler yetiştirmiştir."

"Habib-i Edib Efendimize (asm) görmeden iman eden bütün müminler de o güneşten istifade etmektedirler. Lakin onlar dağın kuzey yüzündedirler; sahabeler ise daima güneş alan güney yüzünde idiler. Onlar derslerini o güneşin zatından aldılar, bizler ise sadece ziyasından istifade etmekteyiz." (bk. Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları)