Hikayedeki beş mertebe kâr ile beş derece hasareti maddeleştirerek izah edebilir misiniz?


Beş mertebe kârı ana hatlarıyla şöyle düşünebiliriz:

Birinci Kâr: Fânî mal bekà bulur.

Hadis-i şerifte, “Dünya ahretin mezrasıdır.” (Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, I, 412) buyruluyor. Her insan, o sonsuz âleminin mahsullerini bu fani dünyada yetiştirmektedir. Üstadımız ömür dakikalarımızı tohumlara, çekirdeklere benzetiyor. İnsan, ömür dakikalarını bu dünya tarlasında hayırlı işlere sarf ederse, o fani ve kısa ömür ahirette ebedî bir saadeti meyve verecektir.

“İnsan istidadı nisbetinde burada ekiyor ve ekiliyor, âhirette mahsul alıyor.”(1)

“...Rivayetlerde vardır ki; insanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler."(2)

İkinci Kâr: Cennet gibi bir fiyat veriliyor.

Ayette nefis ve mallarını Allah’a satan kimsenin bu satıştan elde edeceği kazancın “cennet” olacağı haber veriliyor.

"Hem anlarsın ki: Öyle bir Rahman, öyle bir âlemde, öyle has ibadına öyle ikramlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutur etmiştir. Âmennâ”(3)

Üçüncü Kâr: Her âzâ ve hasselerin kıymeti birden bine çıkar.

Bu kâr, temsilî hikâyede geçen şu ifadeye bakıyor: “Hem o makine ve fabrikadaki aletler benim namımla ve benim destgâhımda işlettirilecek...”

Tohumları yahut çekirdekleri toprak tezgâhına attığımızda onlardan çıkacak olan mahsullerin ve meyvelerin fiyatı birden bine çıkacaktır. Toprağa atılan küçük bir çekirdekten koca bir ağaç meydana gelip, senelerce meyve veriyor. İnsanın da bütün aza ve duyguları birer tohum gibidir. Bunlar, “ubudiyet ve ihlas toprağına atılır, İslâmiyet suyu ile sulanır, iman ziyası” altında büyürlerse, her biri cennete lâyık bir kıymet alır; kıymeti birden bine çıkar.

Üstad Hazretleri, “Kur’an tezgahında dokunan takva”dan söz eder. Demek ki Kur’an da bir tezgâhtır. Bu tezgâha girenler, onun hükmüne göre hareket edenler, ruh dünyalarını onunla şekillendirenler kâmil mümin olurlar.

Dünün müşriklerinin, o tezgâhtan çıktıklarında sahabe olmaları ve hiçbir velinin yetişemeyeceği bir büyüklüğe erişmeleri bunun en çarpıcı örneğidir.

“Dünyada havas ve hissiyat-ı insaniye, küçük fidanlar olduğu halde, Cennet'te en mükemmel bir surette inkişaf ve dünyada tohumcuklar hükmünde olan istidadları, enva'-ı lezaiz ve kemalât ile sünbüllenecek surette ona verileceği, rahmetin ve hikmetin muktezası olduğu gibi, hadîsin nususuyla ve Kur'anın işaratıyla sabittir.”(4)

Dördüncü Kâr: İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş ya canavar eder.

Bu kâr “Yirmi Üçüncü Söz”de geçen şu cümleye bakıyor:

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.”

Nefis ve mallarını Allah’a satan kimse, bunun peşin mükâfatını bu dünyada da görür. Bela ve sıkıntılara karşı dayanma gücü kazanır. Tevekkülün hakikatine erer, sebeplere tam uyduktan sonra neticeler için Rabbinin rahmet ve hikmetine itimat eder. Dünyada huzura erdiği gibi, ahrette de ebedî saadete kavuşur.

Beşinci Kâr: Bütün o âzâ ve aletlerin ibadeti ve tesbihâtı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda cennet yemişleri suretinde sana verileceğine, ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.

İnsanın her bir azası kendisine verilen görevi yerine getirmekle bir ibadet halindedir. Müminin mahşerde, hesap gününde bütün bu ibadetlerden de fayda göreceğini Allah’ın seçkin kulları zevk ve müşahedelerine dayanarak müjde veriyorlar.

“Ve hâkezâ, bütün cihazat-ı insaniyenin ve kalb ve akıl ve ruh gibi büyük ve mühim letaifin böyle ayrı ayrı vazifeleri, lezzetleri ve elemleri vardır.(...)"

"İşte Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, bu insanda istihdam ettiği bu cihazatın elbette her birerlerine lâyık ücretlerini verecektir.”(5)

Beş mertebe zararı da yine ana hatlarıyla şöyle değerlendirebiliriz:

Birinci Zarar: O kadar sevdiğin mal ve evlât ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.

Mal, evlat, gençlik insan için birer sermaye iken, kişi ölüm ile bunlardan ayrılacaktır. Bu sermayeleri nefis hesabına ve boş işlere harcayanlar, sadece bu ayrılık elemini çekmekle kalmayacaklar, onları yanlış yolda kullanmanın günahını da yüklenerek bu dünyadan göçüp gidecekler.

İkinci Zarar: Emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.

Lehü’l-mülk yani “Mülk umumen O’nundur.” Bu kâinat ağacı Allah’ın mülkü olduğu gibi, o ağacın en mükemmel meyvesi olan insan da O’nun mülküdür. O halde, bizdeki her türlü maddî ve manevî cihazlar ancak birer emanettirler. Bir ömür boyu o emanetleri “yerinde kullanıp kullanmama” imtihanı geçiriyoruz. Emanete hıyanet edenler bunun cezasını görecekleri gibi, nefislerine de en büyük bir zulüm etmiş olacaklardır.

Üçüncü Zarar: Bütün o kıymettar cihazât-ı insaniyeyi hayvanlıktan çok aşağı bir derekeye düşürüp hikmet-i İlâhiyeye iftira ve zulmettin.

Hayvanın o cüz’i sermayesiyle bu dünya hayatını mükemmel yaşaması gösteriyor ki, insana verilen bu cihazlar başka bir âlem içindir. Onları sadece bu kısa dünya hayatına gayrimeşru bir şekilde sarf etmek insanın yaratılış hikmetine zıttır ve o hikmete bir nevi iftiradır.

“Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Sermaye-i ömür ve istidad-ı hayatınızı hayvan gibi, belki hayvandan çok aşağı bir derecede şu hayat-ı fâniye ve lezzet-i maddîyeye sarf etmeyiniz. Yoksa sermayece en a'lâ hayvandan elli derece yüksek olduğunuz halde, en ednasından elli derece aşağı düşersiniz.”(6)

Dördüncü Zarar: Acz ve fakrınla beraber, o pek ağır hayat yükünü zayıf beline yükleyip zevâl ve firak sillesi altında daim vâveylâ edeceksin.

Sonsuz aciz ve sonsuz fakir olarak yaratılan insan, bu dünya hayatı için gerekli ihtiyaçlarını temin etme ve kendini her türlü zararlardan koruma konusunda yetersiz kalacağı gibi, varlığının ve ona takılı olan maddî ve manevî her türlü sermayesinin de adım adım yokluğa doğru gitmesi o insanı elemlere gark eder ve ona vaveyla ettirir.

Beşinci Zarar: Hayat-ı ebediye esasatını ve saadet-i uhreviye levazımatını tedarik etmek için verilen akıl, kalb, göz, dil gibi güzel hediye-i Rahmâniyeyi, cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir surete çevirmektir.

İnsanın sermayesi çok büyük olduğundan, bunlar yerinde kullanıldığında büyük kârlar sağlayacağı gibi, yanlış kullanılmaları halinde de büyük zararlara yol açar. Üçüncü kâr açıklanırken, insana verilen sayısız sermayeden, misal olarak, üçünün yani “aklın, görme ve işitme duygularının” ilâhî tezgâhta işlenmeleri halinde cennete lâyık bir kıymet alacakları ifade edilmişti. Aksi bir uygulama ile bütün bu cihazların cehennem kapılarını açacak birer anahtar olmaları kaçınılmazdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Mukaddime.
(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.
(3) bk. Sözler, Onuncu Söz, Mukaddime.
(4) bk. a.g.e., Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.
(5) bk. a.g.e.
(6) bk. a.g.e., On Birinci Söz.