Bu âlemin Malik-i hakikisinin, gece ve gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti, bir kitabın sahifeleri gibi suhuletle çevirmesini bir iki misalle izah eder misiniz?


Ahiretin varlığı Onuncu Söz'ün tamamında ve Yirmi Dokuzuncu Söz'ün önemli bir kısmında izah ve ispat edilmiştir. Bu sorunun gerçek cevabı bu iki sözdür.

Önce haşirle ilgili bir ayet meali takdim edecek, daha sonra bu iki Söz’den sadece birer cümle nakledeceğim.

Haşirle ilgili bir ayet-i kerime:

“Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor. Yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.” (Rum, 30/19)

“Hem bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece gündüzün tebdilinde hattâ cevv-i havada bulutların icad u ifnasında haşre nümune ve misal ve emare olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun.” (Sözler, Onuncu Söz, Dokuzuncu Hakikat)

“Bir şahsın müddet-i ömründe başına gelmiş birçok kıyamet çeşitleri vardır. Her gece bir nevi ölmekle, her sabah bir nevi dirilmekle emarat-ı haşriye gördüğü gibi, beş-altı senede bil-ittifak bütün zerratını değiştirerek, hattâ bir senede iki defa tedricî bir kıyamet ve haşir taklidini görmüş. Hem hayvan ve nebat nevilerinde üç yüz binden ziyade haşir ve neşir ve kıyamet-i nev'iyeyi her baharda müşahede ediyor. İşte bu kadar emarat ve işarat-ı haşriye ve bu kadar alâmat ve rumuzat-ı neşriye elbette kıyamet-i kübranın tereşşuhatı hükmünde, o haşre işaret ediyorlar.” (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat)

Haşrin ispatında sözü bu iki harika söze bırakarak “Bu âlemin Malik-i hakikisinin, gece ve gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti, bir kitabın sahifeleri gibi suhuletle çevirmesi” meselesinde sadece bir noktaya dikkat çekmekle yetinmek istiyorum:

“Dünya sayfasını kapayıp ahiret sayfasını açmak”, sonsuz kudret ve mutlak irade sahibi olan Allah için son derece kolaydır. Bu hakikatin rahatlıkla anlaşılması ve kabul edilmesi için Üstadımız burada iki önemli hadiseye dikkat çekmektedir: Gecenin gidip yerine gündüzün gelmesi ve kışın gidip yazın gelmesi.

Beşer takatinin çok ötelerinde olan bu iki hadisenin ve bu iki inkılabın ne kadar kolaylıkla icra edildiğini herkes görmektedir. İşte bu muazzam ve muhteşem değişimleri bu kadar kolayca yapan kudrete, dünyayı götürüp ahreti getirmenin hiç ağır gelmeyeceğini her akl-ı selim rahatlıkla kabul eder.