"İman tevhidi, tevhit teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder." cümlesinin tevekkül yönünü izah eder misiniz?


Allah'a iman eden elbette onun her şeydeki birliğini ve tesirini bilir ve onsuz hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini itikat eder. Allah'ın her şeyde müessir olduğunu bilen ve itikat eden, onun sonsuz hikmet, rahmet ve kudretine teslim olup, ondan gelen ve gelecek şeylerdeki rahmet tecellilerini görüp razı olur. Allah'ın kudret ve hikmetine razı ve teslim olanlar da kendilerine düşen vazifeyi yaptıktan sonra, ona tevekkül edip rahatlar. İşte bu silsileyi takip edenler, dünya ve ahiret saadet ve mutluluğunu elde eder. 

"Tevekkül"ün kelime manası, “vekil edinmek”tir. Mefhum olarak, “lüzumlu sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah’a güvenmek, netice hakkında onun takdirine razı olmak” manasına gelir.

Nur Külliyatı'nda, tevekkül hakkında şu öz ve doyurucu bilgilere yer verilir:

“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek ve esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hakk’dan bilmek, neticeleri ondan istemek ve ona minnettar olmaktan ibarettir.”(1)

Tevekkül yüksek bir haslet, ulvi bir seciyedir. İnsan ruhu için ayrı bir terakki vesilesidir. Kul ile Rabbi arasında manevi bir rabıtadır. Allah’a tevekkül eden insan, kalben ona teveccüh etmiş demektir. Bu teveccüh, başlı başına bir neticedir. Dünyevi gaye tahakkuk etsin veya etmesin, uhrevi mahsûl alınmış; ruh, huzurun zevkine ermiş, Allah’ı anmanın ve ona teslim olmanın safâsını sürmüştür. Allah’ı zikretme, yani onu hatırlama, yâd etme sadece bildiğimiz ibadetlere mahsus değildir. Sabır, teslim, rıza, havf, reca her biri ayrı bir zikirdir. Tevekkülü de böyle ulvi bir zikir olarak kabul etmek gerekir

Müslüman, dünya hayatını daha rahat ve huzurlu geçirmek için sebeplere tam olarak teşebbüs eder, ama şunun da çok iyi farkındadır: Bu dünya zevk ve lezzet yeri değil, ancak imtihan meydanıdır ve ahiretin tarlasıdır. İmtihanda ve tarlada, sıkıntı vardır. Ferah, imtihan ötesi ve hasat sonrasıdır. Bunun için dünyanın musibet ve sıkıntılarına karşı psikolojik olarak bir ön hazırlığa sahiptir. O, herkesi misafir ve her şeyi geçici bilir. Hiçbir hadiseye olduğundan fazla kıymet vermez. Ve ömrünü huzur içinde geçirir.

Tevekkül ile tembellik görünüşte bir birine yakın durur. Tevekkül, sebeplere müracaat ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemektir. Tembellik ise, sebeplere müracaat etmeden neticeyi beklemek demektir. Yani buğday başağını elde etmenin yolu tarlayı sürmek, tohumlamak, sulamak,…, en sonunda da neticeyi Allah’tan bilmek ve beklemektir.

Allah kâinatta sebeplere de bir vazife vermiştir. Bazı icraatlarını da sebepler vasıtası ile yapmaktadır. Bu yüzden insanları da sebeplere riayet etmeye davet ediyor.

Gerçekten de tevekkül en büyük bir huzur vesilesidir. İnsanın önünde çok menziller var. Kabre girmeden önce çoğu zaman, hastalıklara, musibetlere, çaresizliklere, ihtiyarlığa da uğrar. Bütün bu safhalarda insan tevekkülsüz yaşayabilir mi? Bir hasta, muayene olma ve ilâç alma safhalarından sonra şifa bekleme dönemine girer. Doktoru da yanı başında onun iyileşmesini beklemektedir.

Bu ikili bekleyiş Allah’a tevekkülden başka bir şey değildir. Tevekkül, hastalığa olduğu gibi, ihtiyarlık mevsimi ile insanın yüzüne daha fazla vuran, ölüm habercisi soğuk rüzgârlara karşı da en sağlam zırhtır.

Peygamber Efendimiz (asm) bizi ikaz sadedinde, “Senin en büyük düşmanın nefsindir.” (Keşfu'l-Hafa, I/143) buyuruyor. Bu ikazın ışığında şunu hemen söyleyebiliriz: Biz bu en büyük düşmanımıza karşı, Rabbimize en azim bir tevekkülle sığınmak mecburiyetindeyiz.

Tevekkül, bütün canlıların hatta cansızlar âleminin de yaratılışlarında var. Toprağın altında bekleşen tohumlar, yumurtalarını uzak denizlere bırakıp geri dönen balıklar, rızık endişesine düşmeden ve doğum kontrolü hesabına girmeden yavru yapan hayvanlar ve nihayet yollarını bilmeden süratle dönen gezegenler birer tevekkül sahnesi sergiliyorlar.

Mümin, her şeyin tedbir ve dizgininin Allah’ın kudret elinde olduğunu bildiği için, hiçbir şeyden endişe ve telaş etmez. Mümin bilir ki, Allah onun hakkında bir musibeti takdir etmiş ise bundan kurtuluş yoktur. Eğer Allah takdir etmemiş ise hiçbir güç ona zarar veremez. Bu tevekkül ve düşüncesi mümini rahatlatır ve cesur kılar.

Allah’a tahkiki bir şekilde iman ile tevekkül eden adam hiçbir şeyden korkmaz, hiçbir hadise karşısında titremez. Cesaretin kaynağı hakiki iman olduğu gibi, korkaklığın kaynağı da imansızlık ve tevekkülsüzlüktür. Böyle kimseler dünyanın bütün yükünü bellerine yükler ve altında ezilirler.

Tevekkül imanın bir meyvesi olduğu için, iman ne kadar sağlam ve kuvvetli olursa, tevekkül de o nisbette kuvvetli olur.

Netice olarak; “Kadere iman eden kederden emin olur.”, tevekküle yaslanan ruhi hastalıklardan kurtulur, her iki cihanda da mesut ve bahtiyar olur.

İman, Tevhid, Teslim ve Tevekkül konusunda faydalı olacağı ümidiyle iki yazı takdim ediyoruz:

TEVEKKÜL ÜZERİNE.

SAADETİN DÖRT BASAMAĞI.

1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas.