"Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir... Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir." burayı izah eder misiniz?


"Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Halbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kisb-i insanî, bazan yapmak ve bazan yapmamak, eğer mûcip bir müreccih bulunmazsa, tercih bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise, usul-ü kelâmiyenin en mühim bir esasını hedmeder.

Elcevap: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani, müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vakidir. İrade bir sıfattır; onun şe’ni böyle bir işi görmektir." (26.Söz)

“Tercih bilâmüreccih câizdir ve vakidir”, ifâdesindeki müreccih kelimesi, “tercih ettiren sebep, vasıf, özellik, kısaca üstün sıfat mânâsında kullanılmıştır.”(Taftazanî, Şerh-i Makâsıd, 2/129)

Meselâ; altından yapılmış bir kalemin gümüş kalemden üstün ciheti, râcih sıfatı yani tercih edilme sebebi varsa da, altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kalemden hiçbir üstün tarafı yoktur. Eğer tercih bilâmüreccih muhal olsa, bizim bu iki altın kalemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kalemden birisini cüz-î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir.

Yapılmış, meydana gelmiş şeylerde ise, tercih bilâmüreccih muhaldir. Buradaki müreccih kelimesi, tercih edici sebep veya zât mânâsındadır. Mevcut bir eser, kendisinin var olmasını yoklukta kalmasına tercih eden bir müreccihi gösterir. O müreccih olmaksızın eserin meydana gelmesi muhaldir. İşte ilm-i kelâmdaki “tercih bilâmüreccih muhaldir”, ifâdesi bu kısım içindir.

Tercih bilamüreccih caiz olmakla beraber, tereccüh bilamüreccih muhaldir.

Bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yâni tercih edici bir sebep veya zât olmaksızın olamaz.

Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Meselâ, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yâni tercih yapan bir kâtibe delâlet eder ve onsuz olamaz.

Aynen öyle de, bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allah-u Azîmüşşân’dır. Cenab-ı Hak, kâinatın var olmasını, yoklukta kalmasına tercih etmiştir. Bu hâşâ Allah’ın ihtiyacından değil, O’nun, lütuf ve kereminden dolayıdır.

Üstad Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder:

“Cenab-ı Hakk’ın ef’alinde, tercih edici bir garaza, bir illete ihtiyaç yoktur. Ancak tercih edici, Cenab-ı Hakk’ın ihtiyarıdır.” (İşârâtülİ’caz)

“Tercih bilamüreccih muhaldir” kaidesini kelam âlimleri, Allah’ın varlığını ispatta kullanmışlardır. Zira bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması ve varlık âlemine çıkması, yokluğuna tercih edilmiştir. Kâinat bir zamanlar yoktu, sonradan var edildi. Bu tercihin müreccihsiz (tercih edensiz) olması ve kâinatın kendi kendine vücut bulması muhaldir.

Demek, “müreccih” kelimesinin iki farklı manası vardır. Birinci manası “tercih eden”dir. Bu manaya göre, tercih eden (müreccih) olmadan, bir şeyin varlığı, yokluğuna tercih edilemez ve o şey yok iken var olamaz.

“Müreccih” kelimesinin ikinci manası ise, “tercih ettiren sebep, özellik ve üstün sıfattır.” Kelimenin bu manasına göre, tercih ettiren bir sebep (müreccih) olmazsa, tercih caiz olur.