"Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi'ş-şeyh, fenâ fi'r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi'l-ihvân suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir." İzah eder misiniz?


Cenâb-ı Hak âhir zamanda Mehdi (a.s.) dönemine kadar, insanlığın idare ve terbiyesinde büyük zâtları vesile etmiştir. Yüzyıllardır tarikat ehli, şeyhlerini murakabesi altında nefislerini terbiye edip, seyr ü süluk ile manen terakki ve takâmül etmişlerdir.

Buna binaen bir mürit, şeyhine karşı mutlak bir teslimiyet içindedir. İşte maneviyat ehli, sahib-i rüşd ve ihtisâs sahibi hakiki meşâyıhın yanında ve halka-i tedrisatında mühim insanlar yetişmiş ve şahıs olarak ümmetin sâhil-i selâmete çıkmasında ciddi vazife ifâ etmişlerdir. Bu büyük zâtlar, tekke,  zaviye ve hangâhlarda nice insanların ruhlarını tenvir, nefisleri tezkiye, kalplerini tasfiye ettiler. İnsaniyet semasında yıldız gibi parlayan başta aktab-ı Erbaa olan Abdülkadir Geylâni,  Ahmed er Rüfai,  Ahmed Bedevi, İbram-i Dusuki olmak üzere Şah-ı Nakşibendi gibi kutuplar, gavslar, ârifler,  ve sayısız mürşid-i kâmiller, Mevlânâ, Yunus Emre ve Ahmet Yesevî gibi âli şahsiyetler yetiştirmişlerdir.

Tarikatta ve tasavvufta şeyhin murâkabesiyle başlayan mânevi terakki ve seyr-i süluk, müridin şeyhinde fâni olmasıyla devam eder. Daha sonra bu fâni olma muâmelesi şeyhinden Resul-i Kibriyâ’da (asv) fani olmaya ve nihayet fenafillah makamına intikâl eder.

Yani müridin nazarında terakki; önce şeyhin murâkabesi, daha sonra Resul-i Kibriyâ (asm)’nın murâkabesi, sonra da Allah’ın taht-ı tasarrufu ve murâkabesi silsilesiyle neticelenir. Bundaki sır şudur; mürit bu silsilede her zaman takip ve kontrolde olduğunu bilir. Hayatında istikâmetini bulur ve şeriatın dairesinde kendini muhâfaza eder. Ancak, şahıs merkezli olan bu sistem, âhir zamanda şahs-ı mâneviye intikâl eder. Şahıs yerine cemaat girer. Zira zaman cemaat zamanıdır.

Manevî sistem bu esasa geçince, tarikattaki şahıs merkezli terbiye metodu yerini şahs-ı manevinin irşadına bırakır. İşte Üstadımız'ın, “Zaman tarikat zamanı değildir.” ifâdesi bu manadadır. Tarikattaki ilk basamak olan şeyhte fani olma, âhir zamanda cemaatte fâni olma ve cemaati teşkil eden kardeşler arasında ki tefâni sırrına intikâl eder. Dolayısı ile şeyhin murakabesini cemaatin şahs-ı manevisi üstlenir. O halde, fenâ fi'l-ihvan düsturu muvâcehesinde, her bir Nur talebesi hizmetteki hakiki kardeşine ve dava arkadaşlarına karşı ihlâs ve sebatını, samimiyet ve fedakârlığını muhâfaza edip, onların kemâlat ve meziyetleriyle iftihar eder. O kardeşlerin teşkil ettiği cemaatin şahs-ı manevisini bir veliyy-i kâmil telâkki edip, aynı manevî murakabenin burada da olduğuna itikat ederek, hizmette kusur etmeme gayreti ile istikâmette devam eder.